10 Etkileyici Mobil Uygulama Tasarım Trendi

10 Etkileyici Mobil Uygulama Tasarım Trendi

Son beş yıldır, Uber’den Vine’a, mobil uygulama tasarım trendlerinin nasıl şekillendiğine dair bir bakış açısı geliştirmeye başladık. Sosyal trendlerden -paylaşım ekonomisi gibi- teknolojideki değişikliklere kadar, mobil uygulamaların nasıl görünmesi gerektiğini belirleyen çeşitli etkenler olduğunu fark ettik. Bu yıl ise, ufacık giyilebilir teknoloji ürünlerinin devasa telefon ekranlarına bakıyoruz.

Kullanıcılar mobil teknolojiyi günlük hayatına dahil ettikçe, uygulamalarının tasarımıyla ilgili gelişmelerle daha çok ilgileniyor. İş yerinden gelen bir maili kontrol etme, otel odası kiralama, glutensiz bir pizza siparişi verme… Bu sırada, Airbnb ve GrubHub gibi uygulamalar kalabalıktan ayrışıyor. Uygulamayı kullanırken ortaya çıkan düşünce trafiğini minimuma indiriyorlar. Böylelikle kullanıcılar, işin çoklu-görevlendirme ve hayata geçirme kısmına daha çok vakit ayırabiliyor. Çoklu-görev sistemini uygulayan kullanıcıların sayısı ve mobil uygulama tasarımına olan talep doğru orantıda artıyor. Bu şekilde daha çok kullanıcı istediği şeye, istediği anda sahip olabiliyor.

Yazımızda ele alınan mobil uygulama tasarım trendleri, kullanıcıların istediği şeylere istedikleri anda ulaşmasını kolaylaştırıyor.

1. Daha Büyük Telefon Ekranları

Hoşunuza gitsin ya da gitmesin, phablet tüketimi artıyor ve değeri daha çok kişi tarafından kabul görüyor. Peki bu tam olarak ne anlama geliyor?

“Daha büyük tasarım”a odaklanırken, kullanıcıların cihazlarını kullanırken nasıl tutacaklarını göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu da demek oluyor ki: en önemli navigasyon ögeleri, kullanıcının baş parmağı ile kolaylıkla ulaşabileceği bir mesafede olmalı.

Eğer gerçekten kullanılışlı ve erişilebilir bir mobil deneyim oluşturma niyetindeyseniz, interaktif ögelerin cihazın iki tarafından da ulaşılabilecek büyüklükte olduğundan emin olun. Böylelikle sağ ve sol elini kullanan tüketicilerinizin deneyiminin kalitesini ortak bir paydada buluşturabilirsiniz.

Konu yalnızca kullanıcılarınızın solak olup olmaması değil. Hatırlamanızda fayda var: belirli seçenekler ile sınırlandırılmış bir tasarım anlayışı, uygulamanızın kullanışlılığını azaltmakla kalmaz; ayrıca uygulamanın ergonomik yapısına da zarar verir.

2. “Dokunmak” Yerine “Kaydırmak”

http://i.dailymail.co.uk/i/pix/2011/01/27/article-1350709-0CBA01E6000005DC-786_634x427.jpg

http://i.dailymail.co.uk/i/pix/2011/01/27/article-1350709-0CBA01E6000005DC-786_634x427.jpg

Dokunmatik telefonlarda çalışan mobil uygulamalar ilk çıktığında tasarımcılar ve geliştiriciler, farklı tipteki fiziksel nesneleri fark yaratacak şekilde programlamaları gerektiği gerçeğiyle yüzleşmek zorundaydı. 2007’de iPhone’u elimize ilk aldığımızda, iki parmağı kullanarak yaptığımız yakınlaşma işlemi oldukça ilginç bir özellikti. Ancak, içeriği okuyabilmek için yakınlaştırma işlemi yapmayı zorunlu tutmak mobil uygulama tasarımı için hiç iyi değil. Bununla beraber, minyatür parmaklara sahip olmayanlar için basması oldukça zor küçük tuşlarla da karşılaştık. Bu da kullanıcı odaklı tasarımın önemini yeniden hatırlattı.

Mobil cihazları kullanmak için “kaydırma” kadar doğal hissedilen bir özellik yok. Özellikle de cihazı tek elinizle kullanmak istediğinizde. Kanıta mı ihtiyacınız var? Elinizi sanki telefonunuzu kavrıyormuşsunuz gibi bir pozisyonda tutun. Görünmez telefonunuzun ekranına baş parmağınızla dokunuyormuş gibi yapın. Bu eylemin nasıl hissettirdiğini bir yere not edin. Ardından, baş parmağınızı ekranda kaydırın. Hangi yöntem sizin için daha rahattı?

Popüler bir online tanışma uygulaması olan Tinder, bu konu için çok daha belirgin bir örnek ve iki basit seçenekle yürütülüyor: kullanıcı profillerini sağa veya sola kaydırma. Romantik komedi filmi fragmanı izlemekten daha kısa bir zaman ayırıp, yalnızca bir parmak hareketi ile potansiyel eşinize kavuşabiliyorsunuz.

3. Giyilebilir Teknoloji Mobil Uygulama Tasarımlarını Etkiliyor

http://fieldserviceblog.com/wp-content/uploads/sites/12/wearable-tech.jpg

http://fieldserviceblog.com/wp-content/uploads/sites/12/wearable-tech.jpg

Büyük ekranlı phablet çılgınlığının yanında, bilekteki daha küçük ekran trendi yükselişe geçiyor. Uluslararası Veri Kurumu, satıcıların geçen yıl 45.7 milyon giyilebilir teknolojik cihaz yüklemesi yaptığını tahmin etmişti. Bileklik (40 milyon ile en büyük yüzde), giysi ve göz aksesuarı dahil.

Giyilebilir fitness cihazı modası Apple Watch ve Android Wear ile daha da ivme kazanıyor. Giyilebilir teknoloji artık uyku ve kalp ritmi takibi yapan abartılmış pedometrelerin ötesinde, övgüleri hak eden akıllı cihazlardan oluşuyor. Bu cihazlar size iş seyahatinizin ne kadar süreceğini veya yarının hava durumunu bildirebiliyor. Öyleyse bu değişikliklerin mobil tasarımlar ve tasarımcılar üzerinde nasıl bir etkisi olacak?

Bu gelişmekte olan trendin ilk evrelerindeyiz. Bu yüzden Apple ve Android, ürünleri için birtakım öneriler sunuyorlar. İkisi de en azından yeni teknoloji cihazlara bir göz atmanın gerekli olduğunu belirtiyor.

Telefon veya tabletlerin aksine, giyilebilir cihazlar yeterli boyutta içeriği, doğru hızda ve kullanıcıların hemen bakabileceği şekilde vermeli. Göz ucuyla bakıldığında bile. Bu da tipografi, renk karşıtlığı ve bağlamın (Kullanıcı nerede? Şu an hangi veriye ihtiyacı var?) büyük bir özenle hazırlanması gerektiğini anlamına geliyor.

Yeni kabul edebileceğimiz bu teknolojide önemli olan, eyleme geçebilecek kullanıcı geribildirimlerini tespit etmek ve gelecek güncellemeler sırasında yapılacak düzenlemeleri kullanıcı yönlendirmelerine göre ayarlamak.

4. Katmanlı Tasarımlar

Sonsuz yüzeyli tasarım (eternal flat) mı yoksa skeuomorfizm mi?” tartışması sürüyor. Estetik açıdan değerlendidiğinde skeuomorfizm, gerçek hayat dokularının dijital içerikteki sıradan hali gibi görünüyor tıpkı arabanın ön panosunun bariz bir şekilde sahte odun deseniyle kaplanması gibi. Ancak yüzey tasarımı, son on yılın dijital estetiğinde ön plana çıkmasının yanında bazı kusurlara da sahip. Mobil uygulama tasarımından bütün dokunun kaldırılması halinde, hangi ögenin interaktif olduğunu söyleyebilmek zorlaşabilir.

https://cdn-images-1.medium.com/max/800/0*fDCmDpSpK6OjP40i.png

https://cdn-images-1.medium.com/max/800/0*fDCmDpSpK6OjP40i.png

Bir uzlaşı noktası arıyorsak, cevap katmanlı yüzey tasarımı veya Google’ın deyimi ile “maddesel tasarım”ı (material design)oluşturmak olabilir. Bu yaklaşım, estetik yüzey tasarımını eğrileştiriyor ama skeuomorfizmin birkaç prensibinden de faydalanıyor. Yüzey tasarımıyla beraber, ögeler katmanlaşyor ya da maddesel tasarım ile doğadaki geometrik halini koruyabiliyor. Renk engellemeleriyle ise doğadaki dokunun, belirgin parlamaların tıpkısını kopyalamanın önüne geçiyor. Ama yine de skeuomorfik tasarımda olduğu gibi, katmanlı yüzey tasarımı doğal dünyadan benzetmelerle işliyor.

5. Daha Fazla Hareket

Akıllı telefonunuzun aya ilk insanı gönderen NASA ekibinden ya da 1997 dünya satranç şampiyonunu yenilgiye uğratan süperbilgisayar Deep Blue’dan daha fazla programlama gücü var. Ve bu güç her geçen gün daha da artıyor. Mobil cihazlarımız daha güçlü bilgisayarlara dönüşmekle kalmıyor, üç farklı çeşidi olan 4G ile başka türden bir hız kazanıyor ve mobil uygulama tasarımınızı canlandırabilmeniz için büyük bir özgürlük sunuyor.

Hareket, mobil uygulama tasarımına pek çok fayda getiriyor. Dikkati belirli bir ürün üzerine toplayabiliyor, kullanıcıya önemli bir eylemde veya daha şaşırtıcı ve doyurucu bir kullanıcı deneyimi yaratmada rehberlik ediyor. Akıllı telefonlar yeterince ilerledi ve bağlantıları HTML5 animasyon veya paralaks tasarımına karşı avantaj sağlayacak kadar güçlendi. Bu da demek oluyor ki, daha az kısıtlama ile daha çok hareket görebiliyoruz.

6. Basit -Yumuşak Renk Şemaları

http://www.color-hex.com/palettes/2912.png

http://www.color-hex.com/palettes/2912.png

Her yıl için bir renk paleti seçilir ve şu anki trend, yumuşak karşıtlıkları yansıtan basit renk şemaları (Pantone’nin renk paleti “daha soğuk ve yumuşak, hafif tonlardaki renk seçimleri”). Bu, yükselişteki yüzeysel tasarımın minimalistliğinin doğal bir sonucu. Bir rengin çeşitli tonlarından oluşan, beyaz tipografi ve karşıt ögeleri barındıran bir tasarım deneyin. Diğer bir seçenek olarak, iki veya üç soğuk renk ve yumuşak tonlu bir tasarım tercih edin.

Bu basitlikteki bir mobil uygulama tasarımının içeriğinin sonucu: gözün sert kontrast geçişleri ile yönlendirilmesi sayesinde, kullanıcının memnuniyetine uygun, daha hedeflenebilir bir deneyime ulaşmak. Hali hazırda ışık yayan bir ekrana bakıyor olmak gözü oldukça yoran bir işlem. Rengin tonunu düşürmek ve parlaklığı yumuşatmak, mobil uygulama tasarımının verdiği hazzı arttıracak ve daha tatmin edici bir deneyim sunacaktır.

7. Tipografi Bir Adım Öne Çıkıyor

https://itunes.apple.com/us/app/wild-canada/id824973694?mt=8

https://itunes.apple.com/us/app/wild-canada/id824973694?mt=8

Mobil tipografisinin web’deki düşük çözünürlüklere uygun olan sınırlı sayıda fonttan oluştuğu zamanlar çok uzak değil. Geçtiğimiz iki yılda iOS ve Android içeriğin akıcılığını arttırmak, ölçümlenebilir ve okunabilir fontlara ulaşmak için işletme sistemlerini optimize ediyorlar. Büyük ekranların yan etkileri ve teknolojik yenilikler, mobil uygulama tasarımlarındaki tipografi kullanımına ifade ve güzellik katıyor. Trend olan büyük bir arkaplan fotoğrafı ya da negatif boşluk seçebilir, harf karakterinizin ön plana çıkmasını ve güçlü mesajı tek başına parlatmasını sağlayabilirsiniz.

8. Bulanıklık Netleştirir

Mobil bir uygulama tasarımı trendi, yarı saydam uygulamanıza arkaplan bulanıklığı ile anlık kullanılabilirlik ekler. Kullanıcının arkaplanındaki en sık kullanılanlar listesindeki mobil uygulamalar çalıştığı sırada, sorunsuz ve kesintisiz bir deneyim sunabilir. Çokça rastlanmayan bazı durumlarda ise kullanım sorunlarına sebep olabilir.

http://designmodo.com/wp-content/uploads/2014/01/Fitness-App-by-buatoom.jpg

http://designmodo.com/wp-content/uploads/2014/01/Fitness-App-by-buatoom.jpg

Kullanıcılarınızın cihazlarına seçtiği arkaplana ve kaç adet ikon veya widget kullandıklarına bağlı olarak, saydamlığın eksikliği okumanın güçleşmesine yol açabilir. Mobil uygulama tasarımınıza bir Gaussian bulanıklık efekti eklemek, uygulamanın gözü yorma oranını azaltır ve kullanıcının gözündeki “arkaplanında çalışma” izlenimini sürdürür.

9.  Mobil Uygulama Tasarımlarındaki Erişilebilirlik Yenilikleri

Günümüz imkanlarının bir getirisi olarak, tasarım trendleri daha erişilebilir bir konumda. Makro el hareketleri (kaydırma) daha kontrol gerektiren hareketlere (yakınlaştırma ve tıklama/dokunma) veya geniş öge ve fontlu basit tasarımlara kıyasla daha az görsel süreç gerektiriyor. Örneğin; Typekit, mobil uygulama tasarımımıza kaliteli tipografiden vazgeçmeye gerek kalmadan daha fazla güncel metin ekleme imkanı tanıyor. Aynı zamanda uygulamalarını okuma cihazları kullanan kişiler için daha erişilebilir kılıyor. Daha büyük cihazlar ve phabletler dahi mobil uygulama tasarımlarını daha büyük kitlelere ulaştırmada tek başına etkili.

Aklınızda bulunsun; mobil uygulama tasarımınızda kullanılabilirlik inşa etmek, uygulamanızın ne denli erişilebilir bir ürün olduğuna dair kritik bir düşünme aşaması gerektirir.

Tasarım daha büyük ve okunabilir metin özelliği arayan kullanıcılar için kişiselleştirilebilir mi? İnteraktif ögelerden cevap almaya ihtiyaç duyanlar için dokunsal geribildirim seçeneği planlıyor musunuz? Gibi sorular sormak, tasarımınız üzerinde çalışırken erişilebilirlik kontrol listesi görevi görüp size yardımcı olabilir. Buna ek olarak, Erişilebilirlik Projesi tasarımcılar ve geliştiricilerin ürünlerinin daha büyük bir kitle tarafından ulaşılıp kullanılabilmesi için birkaç çözüm önerisi sunuyor.

10. Daha Akıllı Prototiplendirme

Kullandığımız her uygulama bir zamanlar bir prototipti. Kavramla ilgili pek çok kanıt basit bir wireframe olarak başladı, birkaç parça kağıt çıktısı ya da statik bir PDF olarak kaydedildi. Mobil uygulama tasarımı daha karmaşık bir hale gelince, birkaç statik görüntü göstermek ve müşteriyi ya da uygulama geliştiriciyi hareketi hayal etmeye zorlamak yetmemeye başladı. Eğer uygulamanız kullanıcıyı büyük ölçüde animasyon üzerinden yönlendiriyor ya da yalnızca görsel olarak ilgilenebilecek bir yapı sunuyorsa, müşteriniz uygulamayı ilginç ve kullanılabilir yapan etkilerin ne olduğunu anlamaya çalışırken kaybolur. Ayrıca, yüzeyli wireframeler tek başlarına “Vay canına!” etkisi yaratamaz.

Oysaki kavramın kanıtını (proof of concept*) programlama işi, başlı başına sancılı bir süreçtir. Uygulama geliştiriciler bandwidthi kodlama ögelerine eklediğinde, final prototipine kadar dayanamayacağı neredeyse kesindir. Bu nedenle tasarımcılar, uygulama geliştiricilerin gereksiz çaba harcamasının önüne geçmek için, fikir ve amaçları açıklayabilmek adına, geliştiricilerle arasında oldukça açık bir bilgi ağı kurmak zorunda veya diğer seçenekleri vizyonlarını yansıtan bir prototip yaratmak olmalı.

Neyseki günümüzün prototiplendirme çözümleriyle tasarımcıların bunu gerçekleştirme fırsatı var. Tasarımcılar minimal bir kodlama bilgisi ile kullanıcının uygulama ile interaktif iletişimini gösteren mobil uygulamanın tasarımı için kritik olan herhangi animasyon ve hareketi içeren bir kavram kanıtı yaratabiliyor. Bu, potansiyel bir müşteriyi ya da tüketiciyi şaşırtmakla kalmıyor; aynı zamanda uygulamanın geliştirmedeki yerleşme sürecini kolaylaştırıyor. Bir uygulamanın nasıl hareket etmesi ve kullanıcıyla etkileşime geçmesi gerektiğini bilgisini çözümledikten sonra, tüm geliştiricilerin görevi -kod kullanmadan- ürünü oluşturmak olacaktır.

 

Credit: Proto.io. “10 Exciting Trends in Mobile App Design – The Startup.” Medium. Proto.io, 01 Sept. 2015. Web. 29 Apr. 2016.