Yazılar

Kâr Getiren Can Sıkıntısı:  Mobil Bağımlılık

“Çok sıkıldım.”

Haftada kaç kez bu cümleyi kuruyor ya da duyuyorsunuz? Eğer en az bir kereyse, American Psychological Association’ın yaptığı bir araştırmaya göre, aynı şekilde hisseden %63’lük bir kesime dahilsiniz demektir. Aynı araştırma, sıkıntınızın lokasyon veya nüfusun yapısal özellikleri gibi faktörlerden kaynaklanabileceğini de belirtiyor ve muhtemelen sıkıntımızdan kaçmak için kullandığımız ortak bir yol var: internet.

Bu sıkıntı hali, kendini en çok zamanımızın %90’ını geçirdiğimiz “mobil uygulamalar”da belli ediyor. Uygulama çatısının altındaki kategorilere göre zamanımız şu şekilde bölünüyor:

  • Mesajlaşma ve sosyalleşme %68
  • Eğlence (Youtube gibi uygulamalar dahil olarak) %44
  • Oyun oynama %33.

Daha derine inersek, mobil sosyalleşme uygulamalarında geçirilen zamanın %70’ini medya kapsıyor. Peki ya tüm bu faktörler ne anlama geliyor? Sonuçta mobil cihazlarımızı sadece eğlenmek için kullanıyoruz.

Uygulama geliştiricilerin uygulamalara olan düşkünlüğümüzü bir fırsat olarak gördüğünü söyleyebiliriz. En stratejik düşünenleri, bu can sıkıntısının bir gelir kaynağına dönüştürülebileceğini biliyor.

 

Öyleyse bunu nasıl yapıyorlar?

Psikoloji bu noktada büyük önem taşıyor ve bunu söylemek pek hoş olmasa da, beynimizin bağımlılık tuşunu açmanın yollarını aranıyor. Hubspot, bu konu hakkında bir araştırma yapmış ve can sıkıntısından kâr elde etmede en başarılı uygulamaları listeleyip bunu nasıl yaptıklarını anlatmış. Biz de bu raporu size sunuyoruz.

 

Sıkılmanın Psikolojisi – Neden Sıkılıyoruz?

Tavuk ve Yumurta Senaryosu

Canımız sıkıldığında rahatlamak için mobil uygulama kullanmamıza rağmen, bazen sıkıntımızın ana kaynağı uygulamanın ta kendisi olabiliyor. Temple Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, mobil cihazlarla ilişiğimizin bizi daha sabırsız ve dürtüsel yaptığını söylüyor. Buna göre, bir uyarıcının eksikliğine tahammül edemiyoruz. Teknoloji her an elimizin altında olduğundan, oturup başka bir şeyle ilgilenmek bizim için daha zor. Dahası, kullanım sıklığımız arttıkça, direnmek için harcadığımız çaba da aynı oranda azalıyor.

 

Nörolog James Danckert, can sıkıntısını “öz denetim mekanizmasındaki bir eksiklik” olarak açıklıyor. “Tamamlamanız gereken görevlerle ilgilenmekte zorluk yaşamanız da denebilir. İrade gücünüz arttıkça daha az sıkılacaksınız.” diye ekliyor. İrade gücüne sahip olmamanın diğer adı nedir? Dürtüsel ve anlık hareket etmek… Mobil kullanımımızın artışıyla, daha sık deneyimleyeceğimiz bir davranış modeli.

 

O halde neden can sıkıntımızı hafifletmek için mobile başvuruyoruz?

Maggie Koerth-Baker Scientific American’da “İnsanlar can sıkıntısından kurtulmak için çok uğraşacaktır.” diyor. Kısa zamanda aşırı yemek yeme vb. sağlıksız ve dürtüsel davranışlara yönelmek gibi. Mobile yönelmek modern dürtülerimizle verdiğimiz en kâr sağlayıcı karar olabilir.

 

Haydi bağımlılıklarımızı kazanca dönüştürmede en başarılı gördüğümüz uygulama geliştiricilerine bir göz atalım.

 —

Sıkıntı Madenini Keşfedip Altın Çıkartmış 3 Mobil Uygulama

  1. Tinder

Time dergisi 2014’te Tinder’ın kurucularını tanıttığında, Laura Stampler uygulamayı kusursuz bir şekilde özetlemişti:

 

Kullanıcılara potansiyel eşleşmeler için diğer kullanıcıların fotoğrafları gösteriyor. Ekranı sağa kaydırarak ‘beğen’, sola kaydırarak ‘geç’ komutunu veriyorsunuz. Karşılıklı beğeniler ile eşleşme gerçekleşiyor. Buna göre isterseniz aramaya devam ediyorsunuz, isterseniz de eşleşmelerinizle konuşmaya başlıyorsunuz. ‘Oynamaya devam et!’ seçeneği pek ikna edici olacak ki, uygulama günde 500 milyon eleme ve 5 milyon eşleşme salgınını oluşturuyor.

 

Stampler’ın kullandığı kelimeye dikkat edin: “Salgın”. Biriyle tanışma konusuna yoğunlaşmayan biri bile es geçme özelliğinin bağımlılık yapan etkisine kapılabiliyor. Kendinizi otobüs beklerken, oturma odasında otururken ya da göz ucuyla televizyon izlerken bile eşleşmek üzere Tinder’a göz atarken buluyorsunuz. Bu aslında biraz da yeni kişilerle tanışmaktan çok, yalnız birinin boş zamanını geçirmek için kullandığı bir etkinliğe dönüşüyor.

 

Uygulamanın ‘aramaya devam etme’ özelliğinin cazibesine kapılmamak gerçekten güç. Daha çok aradıkça, eşleşmelerinize daha az ilgi gösterdiğinizi bile fark ediyorsunuz. İlginç bir şekilde bu kendini tekrarlayan eylem canınızı sıkmaya başlıyor ancak yine de elinizde olmayarak uygulamada kalmaya ve ‘oynamaya’ devam ediyorsunuz. Bu psikoloji, yazının başında açıkladığımız anlayıştan kaynaklanıyor. Eğer uygulamayı silmezseniz yüksek versiyonu satın alıp neredeyse aynı deneyimi reklamsız bir şekilde yaşamayı göz önünde bulundurabilirsiniz. Bugün Tinder’ın daha fazla yenilik için ödeme yapmaya gönüllü 1.7 premium üyesi var.

 

  1. Pokémon GO

Yakın zamanda şehir dışındaki bir arkadaşımı ziyaret ettiğimde ne zaman bir yere yürümemiz gerekse öfkeli bir şekilde telefonuyla uğraştığını gördüm. Bir harita uygulaması kullandığını düşünerek “Kayıp mı oldun?” diye sordum.

 

“Hayır.” diye cevapladı. “Sadece Pokémon GO oynuyorum.” Adını henüz duymayanlar için Pokémon GO, belirli konumlara yerleştirilmiş oyun karakterlerinin real-time’da yakalanmasından yola çıkan online bir uygulama. Bir çeşit mobil VR da denilebilir.

 

Çok şaşırmıştım. Çünkü Pokémon GO’nun etkisinin çoktan azalıp kaybolacağını düşünüyordum ve bu ziyaret bu düşüncemden birkaç ay sonra gerçekleşmişti. Sıkıcı bir yol arkadaşı mıydım? Yoksa arkadaşım merak ve sıkıntısını gideren bir uygulamanın bağımlısı mı olmuştu?

 

Bu tarz soruları soran tek kişi ben değilim. Çok sayıda psikoloji yayını beynimizin Pokémon GO gibi uygulamaları nasıl işlediğini açıklamaya girişiyor. Hatta, İnternet Oyunları Oynama Hastalığı (Internet Gaming Disorder), Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’nda resmi bir bağımlılık çeşidi olarak yer aldı.

 

Araştırmalar sıkılmaya daha meyilli kişilerin, uyuşturucu ve alkol bağımlılığına düşmek konusunda daha öncelikli olduğunu gösteriyor. Mobil bir uygulamaya bağlanmanın çok ciddi bir durum olup olmadığı tartışılır. Şimdilik kesin olan bir şey varsa, o da diğer bağımlılık türleriyle benzer bir psikolojik süreci takip ettiği. – Tatmin olmak için sürekli daha fazlasını istemek gibi – Uygulama içi satın almaların Pokémon GO’ya yüksek bir gelir kaynağı yaratmasının  (günde 2.3; 2016 sonuna kadar ise 342 milyon dolar) başarısı belki de burada saklıdır.

 

  1. Candy Crush Saga

Bu örnek uygulama içi satın almaların büyük finansal ödülleri olduğunun başka bir göstergesi. Candy Crush Saga, oyun sektörün devi King Digital’ın (görünürde) ücretsiz sunduğu bir mobil uygulama. Sizden indirme için bir ücret talep etmiyor ancak ekstra can ve daha yüksek bir puana ulaşmanızı sağlayan diğer özellikler premium ücretlendirmelere giriyor ve günlük olarak 1.103.436 dolar gelir getiriyor.

 

Ancak şöyle bir durum da var, oyunu kazanıp yüksek bir puana ulaştığınızda ya da herhangi bir görevi başarı ile tamamladığınızda; beyninizin kokain kullanımında uyarılan bölümü aktif hale geçiyor. Araştırma aynı zamanda kazanmaya dair tüm aktivitelerin metamfetamin ve benzeri maddelerle aynı hazzı veren sinyalleri tetiklediğini belirtiyor. Ek olarak, davranış döngüsünün de eroin bağımlılarınınkiyle büyük benzerlik taşıdığı vurgulanıyor.

 

Büyük resmi görmeye başladınız mı?

Yazı boyunca bağımlılık kelimesinin üzerinde biraz fazla durduğumuzun farkındayım. Ancak insanların yalnızca eğlenmek ve vakit geçirmek için katıldığı bir aktiviteden günde 1.103.436 dolar gelir elde edilemeyeceğinin anlaşılmasını çok önemsiyorum. Mobile bağımlılığın insanların daha çabuk sıkılmasına yol açması ve bu sıkıntının körüklenip dürtüsel bir dijital alışkanlığa evrilmesi, olaylarının ciddiyetini kanıtlıyor.

 

Etik bunun neresinde?

Ne yazık ki bu sorunun basit bir cevabı yok. Ancak pazarlamacıların can sıkıntısına altın madeni gibi yaklaşması ve ince bir işçilik sergileyerek büyük miktarda kazanç sağlaması etik davranışa dahil. Örneğin, küçük ve orta ölçekli işletmeler ile gönüllü kuruluşların partner olup farkındalık yaratması için güzel bir fırsat. Belki bu markalar tarafından ‘uygulama içi satın alma’ yerine, ‘uygulama içi bağış yapma’ seçeneğini tanıtacak dijital araçlar dahi geliştirilebilir.

 

Diyelim ki bölgedeki bir emlak ofisi böyle bir ayrıcalıktan yararlanmak istiyor. Fiyatlandırma için bir uygulama geliştirebilir ve mesajlarını basit bir oyunun içinden verebilir.  İnsanlardan uygulama içi özellikler için ek ücret talep etmek yerine, insanları uygulamayı kullanmaya devam etmeleri için Habitat for Humanity gibi bir vakıf ya da sosyal sorumluluk çalışması için reklam vererek cesaretlendirebilir. Her X sayıda indirme için ya da X sayıda kulanıcıda bir bağış yapılabilir.

 

Sıkıntı iyilik veya kâr güden bir amaç için kullanılabilir. İnanın ihtiyacınız olan sadece biraz yaratıcılık ve sağlam bir strateji.

 

Kaynak: https://blog.hubspot.com/marketing/boredom-apps-mobile-addiction#sm.0001mjxs710nieczx3h2keprj8kjx

 

Mobil Uygulama Geliştiricilerin Kar Etme Aşamasında Yaptıkları 7 Hata – Bölüm 2

App Store’da kategorinizdeki en popüler uygulamalar arasında değilseniz, dikkat çekmeniz çok zor olabilir. Uygulamayı geliştirmek ve çeşitli platformlarda satışa sunmak tek başına yeterli değil. Detaylı hazırlanmış; her platformun eşsiz özellikler ve kısıtlamalarına uygun, bütüncül  bir pazarlama yaklaşımına ihtiyacınız var.

  1. Oyun oynarken reklamın müdahale etmesine izin vermek: Mobil reklamlar, ücretsiz uygulamaların para kazanması için ideal bir yoldur. Çünkü bu sayede, kullanıcılarınızın gözlerinin (oyun oynama ya da uygulamanızı kullanmaları sırasında) ekranda gezinmesinden gelir elde edebilirsiniz. Asıl sorun geliştiriciler kullanıcı deneyimini bozacak ölçüde reklam kabul ettiği zaman başlıyor. Örneğin Angry Birds’ün ücretsiz versiyonu, kullanıcı oyunu belirli bir sayıda oynadıktan sonra TV reklamına benzeyen bilgilendirici bir spot sunuyor. Bu aşırı derecede müdahaleci görünmüyor çünkü reklamlar yalnızca oyundaki bölüm sonlarında ortaya çıkıyor. Böylece kullanıcının deneyimleme süreci aniden kesintiye uğramıyor.

Eğer mobil reklamlarınız kötü bir şekilde yerleştirilirse kullanıcılarınızı rahatsız edebilir ve uygulamanızdan uzaklaştırabilirsiniz. Bir uygulama geliştiricisi olarak, kullanıcılarınızı telefonu ellerinden düşüremeyecekleri kadar oyuna dahil etmelisiniz. Reklamlar tarafından engellenmek, kullanıcılarınızın büyük bir ihtimalle oyununuzu oynamayı bırakması ve mobil reklamlardan elde ettiğiniz gelire veda etmeniz ile sonuçlanabilir.

  1. Müşteri beklentilerini oluşturmamak: App Store veya Android Market’teki her uygulamanın, mobil uygulamanızın ne olduğunu, ne amaçla oluşturulduğunu ve neden indirmeniz gerektiğini özetlediği bir açıklama bölümü vardır. Bu kısım, kullanıcılarda beklenti oluşturmak için ideal yoldur. (Çok büyük bir vaat vermediğinizden ya da abartılmış ve asılsız iddialar oluşturmadığınızdan emin olun.) Eğer uygulamanızın kapsamadığı özellikler varsa, en başından açıkça ifade edin. Müşterilerinizin uygulamanızdan beklentileri  (uygulamanızın karşılayamayacağı türden) artarsa, büyük bir olasılıkla kötü yorumlar alacak, kazancında düşüş yaşayacak ve mevcut fırsatları değerlendiremeyecek. Uygulama geliştirme piyasasında pazarlamacılığın bir mottosu vardır: “beklentiyi düşük tut ya da aş”.
  1. Uygulamanın değeri hakkında dürüst olmamak: Çoğu uygulama geliştiriciler uygulamalarının değeriyle ilgili abartılı düşüncelere ve ne kadar kazanç getireceğine dair gerçek dışı beklentilere sahip. Mobil uygulamanızı pazarlamaya başlamadan önce, bu konuda kendinize karşı dürüst olun ve şu soruyu sorun: “Oyununuz gerçekte ne kadar iyi? Ne gibi iyi özellikleri var? İnsanların para ödemek isteyeceği neye sahip?” Uygulamanızı rastgele bir rakam seçmek adına 0.99 TL’ye satmaya çalışmayın. Daha önce de bahsettiğimiz gibi, uygulamanızı ücretsiz olarak sunmanız reklam, üyelik, premium yükseltmeler ve sanal ürünler ile para kazanmak için daha etkili bir hamle olacaktır.
  1. Analizlerin avantajından faydalanmamak: Şirketler, reklam ve pazarlamacılık tarihinde,söz konusu tanıtım harcamaları olduğunda, uzun bir süre için kör uçmayı tercih ettiler. Yani verdikleri paranın nereye gittiğini takip edemediler. TV reklamlarını her zaman kimin izleyip izlemediğini bilememek ve eğer bir ürünü satın alıyorlarsa bunun reklam sayesinde olup olmadığından emin olamamak da buna dahil. Uygulama geliştiricilerinin mobil uygulamalarını pazarlama süreçleri, bu örneklerden çok farklı. Çünkü uygulama pazarlamasında, kullanıcı davranışlarını takip etmek ve kullanıcı cevaplarını ölçmenin pek çok başarılı yolu var. Uygulamanızı kaç kişinin indirdiğini, uygulama mağazasındaki web sitenizi kaç kişinin ziyaret ettiğini ve kaç kişinin uygulamanızı satın almadan sadece açıklama kısmını okuduğunu öğrenebilirsiniz. Kısacası, nelerin işe yaradığını ve neleri işler hale getirebileceğinizi öğrenebilirsiniz. Böylelikle daha fazla sayıda kişiye ulaşıp satışlarınızı arttırabilirsiniz.

Bu hatalardan herhangi biri bile tanıdık geliyor mu? Eğer cevabınız evet ise, hiçbir şey için henüz çok geç olmadığını bilmek sizi mutlu edecektir. Pazarlama stratejinizde birkaç değişiklik yaparak, mobil uygulamanızı bir kâr makinesine dönüştürebilirsiniz.

Mobil uygulama geliştirme dünyası oldukça hareketli ve bu işin parçası olmak, daima yeni şeyler öğrenebileceğiniz ve bir şeyleri yapmanın yeni yollarına adapte olabileceğiniz anlamına geliyor. Her hata sizi daha büyük bir başarıya ulaştıracak.

http://ryanmorel.com/7-mistakes-app-developers-make-when-monetizing-their-apps-part-2/

Mobil Uygulama Geliştiricilerin Kar Etme Aşamasında Yaptıkları 7 Hata- Bölüm 1

Milyonlarca akıllı telefon kullanıcısı bilgiye, eğlenceye, alışverişe ve sosyal ilişkilere mobil üzerinden anlık erişime şansına sahip. Bu şansı yaratan uygulama geliştiriciliği, hızla en heyecan verici ve kazançlı kariyer planları arasına dahil oluyor. Ne yazık ki  Angry Birds gibi başarılı uygulamalara karşın, binlerce kâr getirmeyen mobil uygulama da var.

Bu oldukça ilginç bir durum. Çünkü uygulama geliştirici ve pazarlamacıların mobil uygulamalar üzerinden kâr elde etmeleri için App Store ve diğer uygulama mağazalarındaki yoğun rekabete rağmen şimdiye dek olmadığı kadar çok imkan var. Günümüzde başarılı bir mobil uygulama geliştirici olmanın ilk şartı geçmişi geride bırakmak. Artık uygulamalar “Ücretli – Ücretsiz” olduklarıyla ya da 0.99 TL veya 1.99 TL olmalarına göre değerlendirilmiyor. Eğer uygulamalardan para kazanma sürecinizi eski düşünce kalıplarıyla yönetmezseniz, evrenin size sunacağı sayısız fırsatı kazanca dönüştürebilirsiniz.

Eğer işletmesinin başarıyla ilerlemesini hedefleyen bir uygulama geliştirici ya da pazarlamacı iseniz, ya da varolan bir uygulamayı kâr getiren bir seviyeye taşıma niyetindeyseniz; kendinize şunu sormanızda fayda var: Çok sık yapılan hataları tekrarlıyor olabilir miyim?

İşte uygulama geliştiricilerin gelir elde etme aşamasında yaptıkları 7 büyük hata:

 

  1. İndirme başına premium ödeme zorunluluğu getirmek: Bir uygulamadan gelir elde etmenin en bariz ve kolay yolu, ücretlendirmek gibi geliyor değil mi? Sonuçta 5.000 uygulama satın alımı, indirme başı 1 TL üzerinden hesaplanırsa 5000 TL değerinde bir kârdan bahsediyoruz demektir. Kulağa çok mantıklı gelse de, ne yazık ki işler tam olarak böyle yürümüyor. Pazardaki uygulama yığını detaylı olarak incelenmiş ve birtakım sonuçlara ulaşılmış. Çoğu uygulama kullanıcısı -ortada çok ikna edici bir sebep olmadığı sürece- 1 TL gibi az miktardaki bir bedeli dahi ödemeye gönüllü olmuyor. Birçok uygulama, kullanıcılara denemek ve üretmek için indirme işleminden ücret talep etmediği halde bundan gelir elde edebiliyor. Kitleye ulaşıp dikkatini çekebilirseniz; mobil reklamcılık, uygulama içi ücretlendirme, offer wall gibi daha pek çok şekilde gelir ve kâr etme yolları bulabilirsiniz. İndirme başına ücretlendirme doğru şartlar altında iyi bir gelir kaynağı olabilir ama geçmişte bilinen başarılı bir uygulaması ya da ödeme konusunda istekli bir kitlesi bulunmayan uygulama geliştiricileri için uygulamanın ücretsiz sunulması çok daha iyi olacaktır. Önce uygulamanızın indirilmesini sağlayın, sonra para kazanmaya başlayın.

 

  1. Gelir kazanma modelini uygulamayı tamamladıktan sonra belirlemek: Uygulama geliştirme ve pazarlama, geniş kapsamlı ve ortak bir stratejik planın parçaları olmalı. Harika bir uygulama geliştirip App Store’da kaderine terk edip yığınla kazanç getirmesini bekleyemezsiniz. Uygulamanız ne kadar iyi olursa olsun; öncelikle indirilme aşaması için detaylı ve çok adımlı bir pazarlama planına ihtiyaç vardır. Sosyal medya pazarlaması ve tanıtım çalışmaları ile de bu plan desteklenir. İnanın çoğu uygulama geliştirici pazarlamacı ya da satış uzmanı olmak için doğmamıştır. Nefes kesen bir uygulama tasarlama ve muhteşem kodlar yazmak, uygulamayı satmak ve daha geniş kitlelere tanıtmak için farklı yetenek setleri gerekir.

 

  1. Farklı platformların yaklaşımına göre şekillenememek: Çok sayıda uygulama geliştirici, bir pazarlama kalıbını benimseyip bütün pazarlama kanallarında aynı planı öne sürüyor. Ancak işin doğrusu; tıpkı bir iOS uygulaması kodlamak için Android uygulamasından farklı bir programlama dili gerekmesi gibi, bir uygulamayı App Store’da satmak için Android Market’tte olduğundan farklı yaklaşımlar gerekiyor. Her uygulama mağazasının kendine özgü hizmet kullanım şartları ve uygulamaları düzenleyen kuralları var. Bunlar pazarlama planınızı kâr etme ve dağıtma açısından etkiler. Bazı uygulama mağazalarının oldukça kısıtlayıcı kralları var. Öyle ki, kârlılık oranında ufacık bir düşüş fark ettiği anda uygulamayı mağazadan kaldırabiliyor.

http://ryanmorel.com/7-mistakes-app-developers-make-when-monetizing-their-apps-part-1/

Mobil Uygulama Etkileşimlerini Artırmanın 3 Yolu

Kaon Interactive Başkan Yardımcısı Dana Drissel’in katkıda bulunduğu bir yazıyı sizlerle paylaşıyoruz.  B2B satış ve pazarlama uygulamaları, son birkaç yıl boyunca çarpıcı bir biçimde arttı. Araştırmalara göre dünyadaki akıllı telefon sahibi  beş kişiden biri ve tablet sahibi 17 kişiden biri şuan da bu uygulamaları kullanıyor (Kaynak: BI Intelligence).  ABD’deki işletmeler ”mobil uygulama etkileşimleri nasıl artar” sorusunun peşinde ve aylık yaklaşık 224 milyon  aktif mobil uygulama kullanıcısını etkilemeye çalışıyorlar. Mobil pazarlamanın 2018 için en önemli öğe ve önceliğe dönüşmesi de şaşılacak bir şey değil!

Şirketler bu uygulamaları olabildiğince hızlı geliştirirken, ayrıca kullanımdaki hızlı düşüşün de farkındalar. Appsflyer, ilk kurulumdan sadece 24 saat sonra uygulama etkileşiminin önemli ölçüde azaldığını ve 30. günde, Android kullanıcılarının yalnızca % 3,3’ü ve iOS’ların % 3,2’si hala uygulamayla etkileşim halinde oldugunu bildiriyor.

Uygulama silme ve kullanım eksikliği ile mücadele etmek isteyen birçok pazarlamacı var. Bu pazarlamacılar, uygulamanın tüketici için ne kadar değerli olduğunu göstermek adına, uygulama saklama (app retention) süresini metrikler kullanarak ölçmeye yöneliyorlar. Eğer uygulamanın amacı hem satın alma öncesi hem de satın alım sonrası müşterilerle güvenilir ilişkiler kurmak ise, pazarlamacılar tüketicinin tüm yolculuğu boyunca markalarıyla alakalı ve ilgi çekici içerik üretmek üzerinde ciddi şekilde kafa yormalıdır. İçeriği ilgi çekici hale getirmek, kullanıcı etkileşimini zenginleştirir ve pazarlamacıların mücadeleleri sonucu başarıya ulaşmalarını sağlayabilir.

 

mobil uygulama etkileşimleri

 

Pazarlamacıların mobil uygulama yol haritasını geliştirirken düşünmeleri gereken üç şeyi sizlerle paylaşalım:

     1.Uygulama geliştirme süreci asla bitmez.

Pazarlamacılar bir uygulama geliştirdiklerinde ve piyasaya sürüldüğünde, bunun bir ”bitiş tarihi” yoktur.  Yani süreç henüz tamamlanmamıştır.

”Eski” günlerde, pazarlamacılar bir broşür hazırlardı ve bu broşür yazıcılardan çıkarttırıldığı zaman proje tamamlanmış olurdu.

 

Bugün ise, uygulamalar daima gelişim gösteriyor. Bir uygulama piyasaya sürüldüğünde artık ”sessiz” bir yapıya sahip olmuyorlar. Daha ziyade, iyileştirmeler yapılması ve uzun süreli ayakta durmasını gerektiren bir gelişim sürecine sahipler.  Bu, tabi ki bir avantaj! Çünkü dijital varlıklar üzerinde değişim yapılması ve yeniden kullanılması daha kolay. Bu sebeple de alaka düzeyleri ve uygulanabilirlikleri çok uzun bir ”saklama ömrü (shelf life)” geçirmelerini sağlıyor.

Ek olarak da; 30’uncu güne kadar neredeyse müşterilerin tamamının etkileşimini kaybedecek noktaya gelmek istemiyorsanız, sadece ”bir kere” etkileşimi artmış bir uygulama(one-and-done) için hiçbir zaman bütçe ayırmamalısınız.

 

2.Uygulamalar, en iyi sistem veya platform olarak çalışır.  

Analog dünyada, birçok bireysel etkinlik, kampanya, teslime hazır ürünler bağımsız olarak geliştirilebilir ve dağıtılabilir.

Mobil dünyada ise, tüm kanalların akıcılığını kullanıcılar yönlendirir (e-postalardan web sitelerine, sosyal medyadan farklı uygulamalara vb.)

Mobil, tutarlı tasarım unsurlarına, kullanıcı arabirimi araçlarına, navigasyona ve ilgili içerik bağlantılarına sahip olması gereken bir platform olduğu için, ondan yararlanmanın en etkili yolu, dijital ekosistemi bir bütün halinde düşünmektir. Uygulamalar müşterilerin, muhtemel alıcıların, çalışanların ve ortakların; ileti, çözüm ve ağın her alanını kesintisiz bir şekilde dolaşmasına izin vermelidir.

 

3.Uygulamalar, tamamen etkileşim içinde olmalıdır.  

Bir uygulamanın en önemli yararı, yalnızca içerik sunan bir araçtan daha iyi bir seviyede interaktif kullanıcı deneyimi sağlamasıdır. Uygulama, zengin düzeyde kullanıcı katılımını sağlayarak kitleyle tamamen farklı (ve daha iyi) bir ilişki kurar, çünkü kullanıcıların aktif olarak katıldığı bir süreç içerir. – ve aktif katılımın daha iyi anlama, bilgi muhafazası ve olumlu duygusal tepki sağladığı iyi bilinmektedir.

Etkileşim(engagement) – ve daha da önemlisi yeniden etkileşim(re-engagement) – uygulama pazarlamacıları için kritik önem taşır. Uygulamanızı geliştirirken 1.) gelişen içerik 2.) her yerde erişilebilir ve 3.) dinamik etkileşimli deneyim maddelerinin her birini yaratmayı başarabilirseniz, tekrarlanan ziyaretleri ve uzun vadeli katılımı yönlendiren, hedeflenmiş bilgi alışverişi yapmanız gerekir.

Unutmayın, en başarılı uygulamalar dönüşümlüdür. Çünkü bu uygulamalar, insanların şirketinizle olan yolculuklarında arzu ettikleri kesintisiz etkileşim platformlarını sağlarlar.

 

Uygulama İçi Reklamcılığın Gelişmesini Etkileyen Eğilimler

Uygulama içi reklamcılık pazarı, son 12-18 ayda hızlı bir şekilde değişti. Örneğin; 2017 yılının ilk çeyreği, uygulama mağazaları için rekor kelimesiyle özdeşleşti. Bu yılın ilk çeyreğinde 25 Milyar uygulama indirmesi gerçekleşti. Yine bu zaman aralığında, uygulama içindeki ve bünyesindeki tüketici harcamaları, yıllık bazda %45’lik bir artışa karşılık gelen 15 milyar dolardı. Peki, tüm bu gelişmeler ne anlama mı geliyor? Deneyimler ve müşteriler giderek mobil cihazların çevresinde şekilleniyor.  Mobil cihazların etkisi, gelecekte şu ankinden bile fazla olacak. Brüt uygulama gelirinin 2020’ye kadar 102 milyar doları aşabileceği tahmin ediliyor.

Uygulama ekosisteminde büyüme görülürken, uygulama içi reklamcılığın rolü de değişti. Uzun süredir uygulama geliştiricileri, kullanıcılara uygulama içi reklam satın alma seçenekleri sunmadan, “bir kere öde ve oynat” modelini kullanmayı tercih ettiler. Ücretsiz indirilen uygulamaların pazardaki sayısı günden güne arttıkça, markalar yeni gelir elde etme modelleri oluşturma ihtiyacı duyuyor. ComScore’un yaptığı bir araştırma, mobil kullanıcıların zamanının %88’ini uygulama içinde harcadığını gösteriyor. İşin ilginç tarafı, zamanımızın büyük çoğunluğunu geçirdiğimizi düşündüğümüz mobil tarayıcılar da uygulama içi aktivitelerimizin gerisinde kalıyor.

Uygulama içi reklam alanlarında dikkate alınması gereken bazı eğilimler:

Video

Video reklamlarının mobildeki yükselişine bir göz atın:

 

MobileVideoAdSpend.jpg

 

Yine de,  her yerde ve şekilde karşımıza çıkan bayiilerin yarattığı marka cümbüşü sorunundan bahsetmek gerekiyor. Uygulama içi reklamcılık ve uygulama içi video reklamcılığı ile ilgili çok sayıda farklı sağlayıcı ve seçenek var. Reklam verenlerin hepsi farklı çözümler sunarak, hedeflerini de göz önünde bulundurarak  mobil bir yolculuğu baştan sona analiz etmek için doğru kombinasyonu bulmaya çalışıyorlar.

Videonun işletmelere daha değerli müşteriler kazandırmadaki etkisi zamanla kanıtlandı. En etkili pazarlama, kanal performansını analiz etmeyi ve daha az performansa sahip kanallarda harcama sayısını azaltmayı içermeli. Buna bağlı olarak; daha fazla şirket, yatırım getirisi açısından potansiyel olarak uygulama içi video reklamcılığa yöneliyor. Video reklamcılığındaki  kayda değer büyüme  2017 boyunca devam edecek.

 

BadSanta_Ad_Shell.png

 

Chatbotlar

Son birkaç yıldır yükselişte olan Chatbotları 2017 ve sonrasında sürekli olarak etrafta görürseniz şaşırmayın. Bunun en önemli nedeni, bir satın alma işleminin mesajlaşmaya dönüştürülmesinin, genellikle işlem kolaylığı nedeniyle marka-müşteri ilişkisi için olumlu sonuçlar doğurması ve Chatbotların da bu iş için kelimenin tam anlamıyla biçilmiş kaftan olması olabilir.

Geçtiğimiz günlerde Huffington Post, 2017’nin “reklamlara veda” trendini başlatacağını savunuyordu. Kulağınıza son derece gerçek dışı gelebilir. Güncel verilere göre ortalama bir pazarlama departmanı, bütçesinin %48’ini reklam harcamalarına ayırıyor. Aynı zamanda, tüketicilerin %75’i doğrudan bir satış görevlisi ile uğraşmaktan çok, bir web sitesini referans alıyor ve hepimiz mesajlaşma platformlarındaki kabul sayılarının oldukça yüksek olduğunu biliyoruz. Bu, reklamların tamamen kaybolacağı anlamına değil, chatbotların ürünlerin ve hizmetlerin tanıtımında çok daha belirgin bir rol oynayacağı anlamına geliyor.

Kaynak: http://info.localytics.com/blog/in-app-advertising-is-growing-but-around-what-trends

Takip Etmeniz Gereken Temel Mobil Uygulama Metrikleri

Müşterilerinizin bütün gereksinimlerini karşılayabilen mükemmel bir uygulamaya sahip olabilirsiniz ve toplam indirme sayısı, kaydolan kullanıcı sayısı veya karşılaştığınız sayfa görüntülenmeleri yeterince etkileyici olabilir.

Peki bu, uygulamanızın performansını belirleyebileceğiniz veya kullanıcılarınızın davranışlarını hatasız bir şekilde analiz edebileceğiniz anlamına mı gelir?

Hiç de değil… Bu sayılar oldukça önemli göstergeler olsa da; kullanıcıların birdenbire uygulamanızı silmesi, nadiren kullanması ya da hiç kullanmaması gibi riskler de vardır. Başarılı olma potansiyeli taşıyan bir şey üretip takibini yapmamak, yağmurlu havada güneş gözlüğünün sizi koruyacağını düşünmeye benzer. Sözün özü; uygulamanızın performansına dair anlamlı verilere ulaşmak için bazı önemli pazarlama metriklerini dikkate almanız gerektiği.

Öncelikle, işletme modelinize ve uygulamanızın bulunduğu yaşam evresine uygun metrikleri kullanmalısınız.

İlk bakışta çözüm çok bariz görünebilir, ancak temel performans göstergelerinizi bilmek ve değerlendirebilmek için doğru metrikleri seçmek önemlidir. Eğer uygulamanız başlangıç evresindeyse tüm bilgileri eyleme geçirilebilir yanıtlara dönüştürmek zor olabilir. Dolayısıyla olgunluk evresi metrikleri size anlamlı bilgiler vermez.

Alakasız metriklerden kaçındığınızdan emin olmak için, uygulamanız için iyi tanımlanmış KPI’lara odaklanmalısınız. Örneğin; tekil ziyaretçiler ve oturumlar gibi metrikleri içeren huni metriklerinin en üst noktasını izleme, uygulamanızı piyasaya sürdüğünüzde başlamak için iyi bir noktadır. Ardından, dikkatinizi ziyaretçilerinizin dönüşüm oranlarına verebilirsiniz.

Aynı mantık iş modelinizde de geçerlidir. Eğer uygulamanız reklamlara dayalıysa, kullanıcıların uygulamanızda ne kadar zaman harcadıklarını izleyerek oturumları ölçmelisiniz. Uygulama içi satın alma işlemlerinden para kazanıyorsanız, kullanıcılarınızın en çok hangi ekranlarda zaman harcadıklarına dikkat etmelisiniz. Ya da kampanya yayınlayan bir markaysanız, kullanıcı etkileşim metrikleriyle daha çok ilgilenmelisiniz.

Tüm aktif kullanıcılar aynı mıdır?

İndirme sayınız artmaya başladığında, uygulamanızı indiren kullanıcıların kaçının kalıcı kullanıcı olarak sınıflandığını analiz edebilirsiniz. Kullanım oranını takip etmek; trafiği anlamak ve kullanıcı etkileşimini ölçerken anlamlı bir fark yaratmanızı sağlar. Ancak, akılda tutmanız gereken bir şey var: kullanıcılarınızın ne kadar aktif olduğunu ve ne kadar süre için aktif olduğunu düşünmelisiniz.

Kullanıcılarınızın ne sıklıkta aktif olduğu: Bu, kullanıcının uygulamanıza ilk ve sonraki ziyaretlerini kapsayan zaman diliminin tamamıdır. Bu metrik ile, müşterilerinize sağladığınız iletişimin ne kadar uyumlu ve çekici olduğunu ölçebilirsiniz.

Kullanıcılarınızın ne kadar süre için aktif olduğu: Bu metrik, kullanıcılarınızın uygulamanızda ne kadar zaman geçirdiğini belirtir. Bu, uygulamanızdaki içeriğin kullanıcılarınız için ilginç ve çekici olup olmadığını belirttiği için önemlidir. Öte yandan; kullanıcıların uygulamanızı karmaşık veya kullanıcı dostu bulmadığını da gösterebilir. Bu nedenle uygulamayı anlamaya çalışırken çok fazla zaman harcayabilirler. Dolayısı ile, bu verileri değerlendirirken çok titiz olmalısınız. Çünkü haftada birkaç kez uygulamayı kullanan bir kullanıcı, her gün bir tekil kullanıcı olarak sayılabilir.

Şimdi gelir hesaplama zamanı

ARPU (Kullanıcı Başına Ortalama Gelir) = Belirli bir zamandaki toplam gelir üretimi / Belirli bir dönemdeki toplam aktif kullanıcı sayısı

Ortalama Kullanıcı Geliri, aktif kullanıcılarınızdan elde edilen gelirdir. Bu hesaplamalar uygulamaya göre değişiklik gösterir ve genellikle her ay hesaplanır. Uygulamanızın başarısını ölçerken içgörü sağlaması ile de avantaj sağlar. Güvenilir ARPU verileri, ücretli pazarlama kanallarınızın bir kısmı için İndirme Başına Maliyeti (CPI) hesaplamanıza olanak tanır ve mobil uygulamanızın pazarlama harcamaları için finansal bir bakış açısı sunar.

Mobil pazarlama metrikleri ve analizi, birçok şirket ve markanın stratejilerini geliştirmeleri için bir rehber görevi görür. Gerçek zamanlı ayrıntılı kampanya analizi ve raporlama araçları, kullanıcılarınızın uygulamanızda ne yaptıklarını göstermek veya kampanyalarınıza yanıt vermekle kalmaz, aynı zamanda gerçek zamanlı olarak üzerinde işlem yapmanıza da imkan verir.

 

12 Adım ile Daha Güçlü Bir Mobil Strateji (Bölüm 3)

Daha güçlü bir mobil stratejiye sahip olmanın aşamalarını ve küçük ölçekli işletmenize ne gibi faydalar getireceğini incelediğimiz serimizin son bölümündeyiz. Eğer bu aşamaya kadar kararlı bir şekilde okumaya devam ettiyseniz, mobili biraz daha ciddiye aldığınızı ya da stratejinizde değişiklikler yapmaya ikna olmaya başladığınızı şimdiden söyleyebiliriz. Keyifli okumalar.

 

  1. Mobil Uygulama ve Mobil Siteler Geliştirme

Mobil uygulama ve mobil siteler farkı amaçlara hizmet eder ve farklı kitlelere hitap eder. Mobil uygulamalar; markalarla daha hızlı ve kolay bir şekilde etkileşime geçmek isteyen sadık müşteriler içinken, mobil siteler alışveriş deneyimini kolaylaştırmak ve özelleştirilmiş hizmetler, temel bilgiler ve iletişim detaylarını iletir.

 

Mobil öncelikli bir yaklaşım ile ‘responsive’ bir web sitesi geliştirmek; internet aramalarında görünmek, ziyaret sayısını arttırmak ve yeni müşterilerle yakın ilişkiler kurmak açısından büyük önem taşır. Buna karşın, mobil uygulamalar indirim, promosyon ve son dakika haberleri gibi ayrıcalıklı faydalar sunarak müşteriyi elde tutmayı sağlayan en güçlü araçlardan biridir.

600’den fazla marka üzerinden web ve uygulamaların bağlılık oluşturma oranları bakımından karşılaştırma yapan Adobe, akıllı telefon kullanıcıları uygulamada oturum başına 13 dakikaya yakın bir zaman geçirirken, tablet kullanıcılarının ortalama 24 dakika harcadığını keşfetti. Buna göre; uygulama oturumları, web sitesi gezinmelerinden 3-4 kat daha uzun sürüyor.

 

  1. Zaman, Konum ve Cihaz Türünü Göz Önünde Bulundurma

İşletmenizin mobil stratejisini planlarken, farklı çevreler için farklı cihazları kullanmakla yükümlü olduğunuzu aklınızda tutmalısınız. Örneğin tablet ve bilgisayar kullanımı akşam saatlerinde ve evde artış gösterirken, akıllı telefonların kullanım yoğunluğu işe gidiş-geliş saatlerinde ve yemek aralarında dikkat çeken bir artış göstermekle beraber gün içine de yayılıyor.

Tam da bu nedenle, belirli şartlara (zaman, konum ve cihaz türü) göre şekillenecek derinlemesine bir iletişim paketi hazırlamanız, müşterilerinizin markanızla etkileşime geçmesini kolaylaştıracak ve pazarlama kampanyanızı optimize ederken; doğru mesajı doğru kişilere, doğru formatla iletmenizi sağlayacaktır.

 

  1. Çoklu-Ekranı Pazarlama Stratejisine Dahil Etme

Akıllı telefon ve tabletlerin yükselişiyle, çoklu-ekranla ilgilenme davranışına olan yönelim arttı. %40’ın üzerinde akıllı telefon kullanıcısı, televizyon izlerken akıllı telefonlarında da geziniyor. Yani birçok markanın TV reklamlarını mobil ile etkileşime geçecek şekilde kurgulamaya başlaması bir tesadüf değil.

Markalar, kampanyalarına erişim ve dönüşüm getirme konusunda çoklu ekranlara güveniyor ve tek ekranlı kampanyalardan vazgeçiyor. Bu nedenle pazarlama kampanyalarınızı cihaz, konum ve günün bir saatine uygun bir şekilde tasarlamanız; farklı segmentlere ait müşterilerinizin her birinin alakalı içerikler sunmanızı mümkün kılar ve yatırımlarınızın dönüşüm oranını yükseltir.

 

  1. Pazar Trendlerini Kazanca Dönüştürme

Güncel pazar trendlerine bakarsak, mobilde bir patlama yaşandığını ve çoğu şirketin bunun tam da farkında olmayıp, etkili mobil operasyonlar yürütmekte geciktiğini söyleyebiliriz. Şu an için fark etmedikleri kayıplar, yakın gelecekte öngörülü şirketlerin gerisinde kaldıkları an kendini gösterecek ve rekabet etmekte zorluk çekecekler.

Deloitte’in Global Mobil Tüketici Anketi’ne göre; gelişmiş pazardaki tüketiciler mobil bir ağa bağlanabilen dört ile sekiz arası taşınabilir cihaza sahip ve bu oran her geçen gün artıyor. Diz üstü bilgisayar satışları düşerken, penetre olan pazarlarda dahi akıllı telefon ve tablet satışları azalacağa benzemiyor. Bunun sebebi büyük ihtimalle; eski cihazları yenileriyle değiştirilme döngüsü, teknolojideki gelişmeler, düşük fiyatlandırmalar ve kullanıcı sayısındaki artış.

Portio Research, 2012’nin sonuna kadar dünya genelinde 1.2 milyar kişinin mobil uygulama kullanacağını söylemişti. Bu rakamın %29.8’i bulması ve 2017’nin sonunda 4.4 milyar kullanıcıya ulaşması bekleniyor. Yıl sonunda uygulama kullanıcılarının yarısına tekabül edecek bu büyümenin kaydadeğer bir kısmı Asya’dan gelecek.

 

Küçük ve orta ölçekli işletmeler olarak önemli bir faktörü göz önünde bulundurmalısınız:

İnsanlar taşınabilir cihazları çoğunlukla keyifli zaman geçirip, arkadaş ve sevdikleri markalarla iletişime geçmek için kullanıyor. Amerikalıların uygulamada geçirdiği zamanın çoğunu oyun oynamak (%18), eğlenceli içeriklere erişmek (%15) ya da sosyal medyayı kullanmak (%29) oluşturuyor. İngiltere’de ise 4 dakika içinde birden çok kez, akıllı telefonlar üzerinden sosyal medyaya ulaşılıyor.

Umarız serimizi tamamladıktan sonra, özellikle küçük ölçekli işletmelerin mobil strateji geliştirme özelinde sahip olduğu ön yargıların haklılık payı olmadığı konusunda bizimle hemfikir olmuşsunuzdur. 12 adımı atmadan önce, bir adım atıp konuya açık fikirli bir şekilde yaklaşmak ve ilgi göstermek gerekiyordu. Öyleyse yazının sonuna geldiğimize göre 1 adım gitti, 12 adım kaldı.

Kaynak: https://blog.kissmetrics.com/mobile-strategy-off-the-ground/

12 Adım ile Daha Güçlü Bir Mobil Strateji (Bölüm 2)

Küçük işletmelerin mobil uygulamalara şüpheyle yaklaşmalarının en bilinen sebeplerinden biri: uygulamaların işletmelerinin tanıtımında nasıl bir rol oynayacağını pek de iyi kavrayamaması. Ayrıca, mobil uygulama geliştirmeyi pahalı ve zaman tüketici bir süreç olarak görmeleri.

Küçük ölçekli bir işletme olarak, size çok çaba gerektirmeden güçlü bir mobil strateji geliştirmenizi sağlayacak 12 adım sunduğumuz serinin 2. bölümündeyiz. Keyifli okumalar.

  1. Lansmandan Önce Test Etme

Her uygulama geliştirme süreci pahalı ve zaman tüketici bir çalışmadır ve kod yazarları bir hizmetin uygulama mağazasına girmeden önce mükemmel hale gelmesinin ne kadar önemli olduğunu bilir. Lansmandan önce kullanıcı tepkilerini test etmek, bir şirketin uygulamasının başarısı söz konusu olduğunda kritiktir ve doğru yapıldığında kötü görüşler alma olasılığını azaltır. Pazara girmeden önce uygulamanızı test edebilmeniz için farklı araçlar var: odak gruplar, birebir röportajlar ve yaratıcı dijital platformlar gibi.

Uygulama deneyimini test etmek uygulama geliştiricilere, kullanıcı yolculuğunu ve uygulamanın tamamını deneme ve anlama imkanı sunar; ikon ve butonun tasarımlarının kolay algılanabilir olup olmadığı gibi. Eğer test eden kişiler uygulamanızın final versiyonunu beğenmezse, iyileştirilmesi gereken özelliklerle ilgili geri bildirim edinmiş olursunuz. Bu süreci olumsuz geri bildirim almayıncaya dek sürdürün. Böylelikle uygulama mağazasında düşük bir puana sahip olma ihtimaliniz ortadan kalkar.

  1. Bir “Mobil Güç Ekibi” Kurma

2013’te Hollanda’nın en büyük e-ticaret grubu olan Emesa, mobil öncelikli bir şirket haline gelebilmek için mobil guru Renate Nyborg tarafından kurulan Plep isimli bir dijital ajansı kiraladı. Başladıkları proje önemli bir sorunu açığa çıkardı: mobile adapte olmak sadece uygulama ya da ‘responsive’ bir web sitesi tasarlamak demek değildi. Ayrıca şirketinizin mobil evrimindeki her aşamayı çok yetenekli bir mobil güç ekibinden yardım alarak yönetmek anlamına geliyordu.

Diğer bir deyişle, mobil istatistiklerini ve ölçülerini incelemeye kendini adamış, mobil özelinde bütçeleri denetleyen, odak grup veya anket yoluyla müşteri içgörüsü edinebilen ve rakiplerin mobile yaptığı yatırımları inceleyen kaynaklara güvenmelisiniz.

  1. Uygulama Mağazası Değerlendirmelerini İyileştirme

Kullanıcı davranışına dair edinilen içgörü, uygulamada müşteri ihtiyaçları ile ilgili değişiklikler yaparken adeta bir anahtar işlevi görür. Şirketler büyük çaplı veri akışlarını Localytics gibi  müşteri kazanma, bağlama ve kullanıcıları elde tutmaya yardımcı olacak pazarlama platformları ile yönetebilir.

Bir uygulama, uygulama mağazasında yer aldığında değerlendirmelerinin iyileştirilmesi hayatı bir etkendir. Eğer kullanıcılar tatmin olmamışsa bir sohbet başlatmak ve markanın en büyük eleştirenlerini en sadık kullanıcılarına dönüştürebilmek için sorunun kaynağını öğrenmek çok önemlidir. Kullanıcılar şirketin bir uygulamasını severlerse, fanatik olma yolunda da ilerleyebilirler. Fikir edinmek, sorunları çözmek ve müşterilerle anlamlı ilişkiler geliştirmek, uygulama içi geri bildirim formları ve Apptentive gibi araçlar sayesinde göründüğünden çok daha kolaydır.

  1. Müşteri İhtiyaçlarına Öncelik Verme

Herkese uyacak tek bir kalıp geliştirmeyi unutun ve kendinize şunu sorun: “Mobildeki müşterilerimin neye ihtiyacı var?” Geçtiğimiz 2 yıl içinde Birleşmiş Milletler’deki akıllı telefon ediniminin %70 oranında artış göstermesi ile, mobil cihazlar tüketicilerin herhangi bir yerde (ev, iş ya da otobüs) 7/24 işleriyle ilgili  etkileşimleri gerçekleştirdiği en sevilen araç haline geldi.

Her şirket her daim erişime açık bir davranışı benimsemeli, mobil özelindeki ihtiyaçları  karşılayabilecek hizmetler geliştirmeli ve coğrafi hedefleme hizmetlerine olanak vermeli. Örneğin Waze; trafik, kazalar ve benzin istasyonları ücretlendirmeleri üzerine gerçek zamanlı güncellemeler iletebilmek için olay yerindeki kullanıcılardan kitle kaynaklı bilgi ediniyor. HotelTonight, kaliteli otellerdeki odaları için uygulama kullanıcılarına son dakika indirimleri sunuyor ve kullanıcılar %70 tasarruf ederken, normal şartlarda boş kalacak otel odalarının tamamı kiralanıyor.
Kaynak: https://blog.kissmetrics.com/mobile-strategy-off-the-ground/

12 Adım ile Daha Güçlü Bir Mobil Strateji (Bölüm 1)

Küçük işletmeler birliğine göre; küçük ve orta ölçekli girişimler mobil ve sosyal reklamcılığı kucakladı. Ne yazık ki mobil uygulamalara “kaçırılmaması gereken bir fırsat” gözüyle bakanların sayısı oldukça azınlıkta kaldı.

Küçük işletmelerin mobil uygulamalara şüpheyle yaklaşmalarının en bilinen sebeplerinden biri: uygulamaların işletmelerinin tanıtımında nasıl bir rol oynayacağını pek de iyi kavrayamaması. Ayrıca, mobil uygulama geliştirmeyi pahalı ve zaman tüketici bir süreç olarak görmeleri.

Mobilin ticarette kullanımı hakkında Mobil Pazarlama Birliği’nin CEO’su Greg Stuart’a bir soru yöneltildiğinde verdiği cevap şuydu: “Sözünü ettiğimiz aslında ‘Bilme’ ve ‘Yapma’ eylemleri. Bu iki eylemin arasında büyük bir uçurum var. Bu konuda bir şeyler yapmaları gerektiğini biliyorlar ama nasıl yapacaklar?”

Küçük ölçekli bir işletme olarak “Bilme” ve “Yapma” eylemleri arasındaki uçurumun derinliklerine hapsolmamanız için, size çok çaba gerektirmeden güçlü bir mobil strateji geliştirmenizi sağlayacak 12 adım sunuyoruz. Keyifli okumalar.

  1. Sosyal Medya Tanıtımı Yapma

Flurry’e göre, zamanımızın %80’ini mobil uygulamalarda ve %20’sini mobil tarayıcılarda geçiriyoruz. Mobil eylemlerimizin %17 gibi etkileyici bir kısmı ise Facebook uygulamasında gerçekleşiyor.

İçinde bulunduğumuz mobil çağda, müşterilerle sosyal medya üzerinden etkileşimde bulunmak bir gereklilik. Ancak Facebook’un sağladığı organik erişim -Facebook’un da belirttiği gibi- marka ve sevenleri arasında bir bağlantı oluşturmak için yetersiz kalıyor (Ad Age, Kasım 2013):

“İnsanların sitede anlamlı bir deneyim yaşadığından emin olmak için devamlı çalışmamızın yanında, kullanıcıların bireysel sayfalarındaki paylaşımların organik dağıtımının zaman içinde azalacağını tahmin ediyoruz.”

O halde küçük ölçekli işletmeler sosyal medyadaki mobil içeriklerinin trafiğini canlandırmak için ne yapmalı?

Kullanıcıların içerik akışını spam gibi gördüğü yönündeki şikayetlerin çoğalması ile, sayısı günden güne artan çok sayıda kullanıcı Zuckerberg’in sitesini terk etti. Buna karşılık Facebook, siteye uyum sağlayacak içerik üretmeleri için markalara birtakım zorunluluklar getirdiğini duyurdu. Bu sayede, artık iyi hazırlanmış yayınlar markanın hayran kitlesini doğal bir şekilde cezbedecek ve ayrıca sponsorlu paylaşımlar çok sayıda beğeni alma potansiyeline erişecek.

Sosyal İşler Direktörü ve Fleishman Hillard’ın Dijital Ağ Koordinatörü Robin Hamman sosyal reklamcılıktaki bu yeni yaklaşımın etkinlik ve etkililiği konusunda ikna olmuş görünüyor:

“Son zamanlarda müşterilerimizin hoşuna giden ücretli sosyal medya (reklamcılık vb.) yaklaşımlarını başarılı ve ilgi çekici buluyoruz. Şöyle ki, bir topluluk yöneticisini ve içerik üreticisini bir veri analistiyle ve medya satın alıcısı ile eşleştirdik. Paylaştığımız içeriğin organik bir çekim elde ettiğini gördüğümüz anda (analist sayesinde), ilgili sosyal/display reklam metnini anında en iyi haline ulaştırıp şekillendiriyor ve aynı hedef kitle içindeki erişim ve etkileşimi arttırmak için medya harcamaları yapıyoruz. Sanırım bunun adına gerçek zamanlı sosyal reklamcılık diyebilirsiniz.”

  1. Sosyal Medyanın Zekasından Faydalanma

HootSuite uzmanlarına göre; mobil bir çevrede sosyal medya gözlemi yapmak, içgörüleri doğru zamanda gerçekleştirilecek eylemlere dönüştürmek için şart. Instagram, Pinterest ve diğer görsel ağırlıklı sosyal ağlar, markalar ve dünya genelindeki müşteriler arasındaki ilk temas noktası olabilir. Her gün sosyal medya kullanıcıları Twitter’da atılan 500 milyon tweet, Facebook’ta yapılan 4.5 milyar beğeni ve Instagram’da paylaşılan 55 milyon yeni fotoğraf ile bir veri üretimi gerçekleştiriyor. Bu platformlardaki veri akışı, Google+, Youtube ve LinkedIn gibi sosyal ağlarda da devam ediyor.

Bireylerin sosyal medyada duyurdukları sese kulak vermek; müşteriler, rakipler ve kampanyalarla ilgili farkındalık kazanırken fark yaratmanızda yardımcı olabilir. Sosyal medyanın zekasını dikkate almak, müşterilerle gerçek zamanlı etkileşim kurmak isteyen ve elde ettiği içgörüleri kurum içi takım çalışmalarına yansıtmak isteyen her şirket için bir gereklilik.

  1. Müşteri Bağlılığı ve İş Sürecini Entegre Etme

Salesforce1 turu boyunca, “müşterilerin interneti” kavramına sıklıkla dikkat çekildi. İnsanlar (ihtiyaçları, davranışları ve alışkanlıkları ile) markaların kendilerine nasıl yaklaşmaları ve ulaşmaları gerektiğini belirliyor. Tam da bu sebeple; herkesi ve her şeyi her yerde bağlayabilen mobil önem kazanıyor. Salesforce1 Müşteri Platformu mobile odaklanmış durumda ve iki kritik unsuru da birbirine bağlamayı amaçlıyor: müşteri bağlılığı ve iş süreci.

İlham verici güzellikte bir tasarım ve kişiselleştirilmiş tercih veya ayarlara anlık, kullanıcı dostu erişim, mevcut müşterinizi korumak için kaçınılmaz bir şekilde sahip olmanız gereken kilit etkenler. Bildiğiniz gibi satışlar sadece pazarlama ile ilgili de değil. Daha çok, şirketinizin müşterilerin ihtiyaçlarını doğru zaman ve yerde karşılayabilmesi için iş sürecini mümkün olan en etkili şekilde yönetmekle ilgilidir.

Mobil uygulamalar her şirket için olmazsa olmaz araçlardır çünkü müşteri geri bildirimlerini toplama, alışkanlıklarını analiz etme ve ihtiyaçlarını öngörme gibi fırsatlar sunar.

  1. Mobil Uygulama İndirilmesini Sağlamak İçin Facebook Reklamlarını Kullanma

IAB UK’e göre, Facebook geçen sene uygulamalar için reklam formatı önerdiğinden beri, uygulama indirme sürücülerinin lideri haline geldi. App Store ve Play Store’daki en çok kazanan uygulamaların yarısı, Facebook uygulama indirme reklamlarını kullanıyor ve uygulama geliştiricileri, bu reklamların müşteri edindirme masraflarını %60’tan %15’e indirdiğini söylüyor.

Uygulamalarını ünlü sosyal ağlar üzerinden tanıtan şirketlerin sayısı artıyor. Ancak şunun altını çizmekte fayda var: uygulamanızın ekran görüntüsünü paylaşmanız, marka kalabalığının arasında fark edilmeniz ve kullanıcının dikkatini çekmeniz için artık yeterli değil.

Facebook’tan en iyi şekilde yararlanmak için markaların Facebook ile “Facebook tarzı” bir bağlantı kurması gerekiyor. Ürünlerin ya da insanların aldığı servisten memnuniyetini belirten fotoğraflar çekmek, eğlenceli ve çekici iddialar ortaya atmak ve açık-net eylem çağrılarında bulunmak gibi.

Ek olarak, Facebook yakın zamanda spesifik kitleleri hedeflemek ve yeni kullanıcılar elde edebilmek için Özel Kitleler, Benzer Kitleler ve Ortak Kategoriler gibi yeni özellikler sunmaya başladı. eMarketer’a göre, uygulama indirme reklamları mobil reklam pazarının -aramalar dışında- %30 ila %50’sini oluşturuyor ve 2017’de Birleşik Devletler’de 11 milyar dolar değere ulaşacak.

Kaynak: https://blog.kissmetrics.com/mobile-strategy-off-the-ground/

Mobil Uygulamaların Geleceği

Mobil pazarlamacılar, 2017 ve sonrası için mobil uygulamaların geleceği hakkında iyimserler.

2016’daki comScore araştırması, ABD’de akıllı telefon sahiplerinin % 49’unun son bir ayda hiç uygulama indirmediklerini gösteriyordu; bu durum, uygulama pazarlama ekosisteminde endişe yaratmıştı.

Premium mobil markalar için mobil bir büyüme pazarlama platformu olan YouAppi tarafından verilen Dimensional Research’in yeni araştırması, uygulama pazarlaması ve kullanıcı edinimi için sorumlu mobil pazarlama profesyonelleri arasında iyimserliği vurguluyor.

MMW ile paylaşılan bir rapor özetine göre ve yukarıda belirtilen comScore verisi göz önüne alındığında, ankete katılanların % 60’ı – şaşırtıcı derecede yüksek bir sayı – alakadar değil veya Uygulama Aşırı Yükünü(App Overload) hiç duymamış.

Rapordan sağlanan veriler şunlar:

“Müşterinin yolculuğunun hangi fazları pazarlama organizasyonunuzun 2017’de önceliği” diye sorulduğunda, en çok yanıt %86 oranında Kullanıcı Edinimi(User Acquisition) oluyor. Ardından % 68 Kullanıcı Katılımı(Engagement) ve % 55 oranıyla Segmentasyon geliyor. 2017 yılında Uygulama Yeniden Etkileşimden(App Re-Engagement) öncelikli olarak sadece % 50’lik bir oran elde ediliyor.

“Müşteri yolculuğu önceliklerinizi karşılamak için aşağıdakilerden herhangi birini mi kullanıyorsunuz?” diye sorulduğunda, katılımcıların % 78’i Kullanıcı Ediniminden bahsederken sadece % 51’i Uygulama Yeniden Etkileşimden bahsediyor.

Şirket içi, ajans ve reklam teknisyenleri gibi mobil pazarlama profesyonellerinden oluşan 327 araştırmanın sonucu, Kullanıcı Edinimi hala en iyi ROI’yi sağlayan lider taktik iken mobil pazarlamanın siperlerindeki kullanıcıların, uygulama pazarlamacılığının geleceği konusunda iyimser olduklarını açıkça göstermektedir. Ve bu nedenle  çok azı Uygulama Aşırı Yüküyle ilgileniyor.

 

Araştırma raporu ve bulguları hakkında daha fazlasına buradan ulaşabilirsiniz.