Yazılar

Mobil Uygulama Başarısını Ölçmek İçin En İyi Stratejiler

En iyi mobil uygulama stratejilerinden bahsetmek için öncelikle Facebook’un deneyimlerine değinelim.

Facebook, Eylül 2006’da piyasaya ilk sürüldüğünde, oldukça tecrübesizdi. – aslında hepimiz biraz tecrübesizdik. Bununla birlikte, anında başarıya ulaşıldı ve platformun kullanıcı tabanı neredeyse bir gecede büyüdü. Analistler, strateji ve gelecek başarıyı yönlendirmek için platformdaki giderek artan aktif kullanıcı sayısını kullandı.

Ancak, stratejiniz doğru öngörü ile doğru şekilde ayarlama noktasında başarısız olursa – doğru metrikleri, önlemleri ve anahtar performans göstergelerini (KPI’lar) kullanmayarak – negatif bir etki yaratabilir.

Facebook, şaşırtıcı kullanıcı tabanına rağmen, yanlış ayarlanmış metriklerin yanlış bir pozitif etki yarattığını, aslında olumsuz olanı olumlu gösterdiğini, hızlıca öğrendi. Analistler kaç kişinin platformu kullandıklarını biliyorlardı, ancak her kullanıcının gerçek değerini bilmiyorlardı. Bu seviyede fikir eksikliği, düzgün bir şekilde para kazanamadıkları anlamına geliyordu. Sonunda, kimse bunun farkında olmasa da, mobil cihazları başarısız bir şekilde hedeflediklerini keşfettiler.

Birçok potansiyel kullanıcının yalnızca mobil cihazları aracılığıyla bağlantıya sahip olduğu gelişmekte olan ülkelerde, platform 2012’de kullanıcı başına yaklaşık 32 sent kazanıyordu. Başka yerlerde neredeyse doymuş bir pazar ile Facebook’un bu segmente odaklanması kritikti. Analistler, KPI’larından birinin mobil cihazlar aracılığıyla para kazandığını öğrendiğinde, odak noktasını değiştirdiler ve ölçümler anlaşılır olmaya başladı. Bu bilgilerle Facebook önemli mobil ölçütleri artırmayı başardı ve bu segmentin değerini üç yıl boyunca etkili bir şekilde dört katına çıkardı.

Mobil Uygulama Başarısını Ölçmek için Dört Strateji

Diyelim ki sırf bütün insanlarda var diye, siz mobil cihazları kullanmıyorsunuz. Ancak bunun stratejik bir iş etkinleştiricisi olduğunu fark ettiniz. Peki ya şimdi? Mobil uygulama stratejinizi geliştirme, bunun işletme hedeflerinize ulaşmada yerini ve değerini anlama ve bu finansal zorunluluklarla uyumlu KPI’ları tasarlamak için derinlere inmenin tam zamanı.

Facebook’un ‘strateji ikilemi’ az rastlanır bir şey değil, ancak önlenebilir. Mobil uygulama başarısını işletme hedeflerinize göre ölçmek için dört strateji aşağıda belirtilmiştir.

  1. KPI’lar hakkında daha geniş düşünün.

Her mobil uygulama kampanyası benzersizdir ve KPI’lar sadece endüstri tarafından değil, aynı zamanda içgörü ve hareketlerini yönlendirmek istediğiniz müşterilerinizin yolculuklarının hangi aşamasında olduklarına göre değişir. Geleneksel ölçütlerin KPI’ların yerini almasına karşın, onları daha geniş çaplı düşünmeniz için genel pazarlama stratejinize veya stratejik zorunluluğunuza nasıl girdikleri ve daha sonra bu zorunluluklara ulaşmak için nasıl daha ayrıntılı KPI’lar oluşturdukları açısından daha iyi bir anlam ifade ederler.

”İş hedeflerinize dayanarak hangi geniş KPI’ları hedefleyeceğinize karar verin.”

Örneğin, amacınız geliri artırmak ise, mobil uygulamanızın yeni net geliri nasıl yönlendirdiğine bakın. Hangi büyüme fırsatları mevcut? Gelir artışı sağlamaya yardımcı olabilecek yeni pazarlar veya müşteri segmentleri var mı? Eğer marka oluşturma amaç ise, farkındalık veya sadakat üzerine düşünün. Doğru kitleler ürünlerinizi kullanıyor mu?

Ardından, bunların geniş hedeflerin başarılarını ölçmek için daha belirli ve somut KPI’lara nasıl parçalanabileceğine bakın.

Yaşam boyu değeri, yeni gelir artışı elde etme hedefiyle ilişkili bir KPI değeridir. Bir KPI olarak amaç, marka sadakatine yöneliktir. Diğer KPI’ler arasında, kullanıcı başına ortalama gelir, günlük etkin kullanıcılar ve aylık aktif kullanıcılar bulunur. Anahtar ise, genel olarak düşünmektir – KPI’ların bağlamını stratejik zorunluluklar çerçevesinde anlamak ve daha sonra belirli KPI’leri buna göre eşleştirmek.

Ancak, bu KPI’ların size ihtiyacınız olan bilgileri etkin bir şekilde verip vermediğini anlamak için yaptığınız testlere dikkat edin. Örneğin, web sitenizde, yerinde geçirilen ortalama süre, etkileşimi ve içeriğin alakalılığını daha iyi gösterebilir; ancak, mobil uygulamanızda harcanan ortalama süre daha uzun sürerse kullanıcının sıkıştığını ve dolayısıyla sinirli olduğunu gösterebilir. Müşterileriniz belirli bir uygulama task üstünde durmaya devam ederse, bir sorun olduğunu ifade edebilir.

  1. Doğru Fikirler için Mobil Uygulama Stratejinizi Silo’dan çıkarın.

Başarıyı; satın alma, katılım, para kazanma ve müşteriyi koruma gibi tüm mobil uygulama yaşam döngüsü boyunca izlemek önemlidir. Ancak, müşterilerinizin uçtan uca çok kanallı yolculuklarından fikir edinmek, anlamak ve analiz etmek de önem taşır.

”Stratejinizin mobil uygulama yaşam döngüsünden daha fazlasına ihtiyacı vardır.”

Mobili bütünüyle ve daha geniş içeriğiyle birlikte, geleneksel mobil web ve masaüstünü ve hatta Nesnelerin İnternetini içeren bir çok kanallı yaklaşım ile gözden geçirmesi gerekir. Mobil uygulama stratejinizi silodan çıkarın ve daha güvenilir, büyük resim görünümü elde edin.

Örneğin, belirli bir müşterinin veya segmentin markanızla olan yolculuğuna bakmadan, yeni bir öğeyi duyuran bir uygulama içi mesajın etkileşim görmediği ve bu nedenle, gelirinizi artırmak için kitlenizin yankı uyandırmadığı anlaşılıyor olabilir. Gerçek şu ki, aynı kullanıcıların zaten benzer bir promosyon e-postası aldığı ve belki de ürünü satın almış olabileceği düşünülüyor. Kanallardaki ve cihazlardaki müşteri yolculuğuna bakarak, neyin işe yaradığını ve geliri artırmak ve işletme hedeflerinize ulaşmak için nelerin doğru yol olmadığını daha iyi ölçebilirsiniz.

  1. İhtiyaçlarınızı Daha İyi Sunacak Özel Metrikler Oluşturun.

Mobil uygulamalar ve kullanımı son derece bağlamsal olup, işletme hedefleriyle uyumlu ve oldukça özel KPI’lar oluşturmayı kolaylaştırır. Örneğin, bir uygulamanın indirilip indirilmediğini veya bir sepetin terk edilip edilmediğini belirlemek kolaydır. Ancak KPI’ların, mobil uygulamanızın işletme hedeflerinizi geliştirmeye ne kadar iyi yardımcı olduğunu ölçmek için değerlendirme araçları olduğunu unutmayın. Bu nedenle, KPI’ları geliştirirken, daima iş hedeflerinizle başlayın ve KPI’larınızı onların etrafında oluşturun. Özel KPI’lar, basit ölçütleri benzersiz ve bağımsız bir formülle birleştirerek elde edilebilir veya hesaplanabilir.

”Bu süreçte, akılda tutmanız gereken önemli bir ayrım var: tüm KPI’ler metriklerdir, ancak tüm metrikler KPI değil.”

Metrikler, pazarlama etkinliklerinizin sağlığını ölçer, ancak KPI’ler doğrudan iş hedeflerinizle uyumludur ve size stratejik zorunluluklarınıza göre topu doğru yönde hareket ettirip ettirmediğiniz konusunda sizi bilgilendirir. Facebook’un başlangıç metriği kullanıcı sayısıydı; ancak iş hedefleri, platformun ne kadar popüler olduğunu göstermek değil, çabalarından para kazanmaktı.

Başarının gerçek göstergesi; kullanıcı sayısı değil, bu platformun uygun bir şekilde para kazanıp kazanmadığını belirleyebilecekleri yer yani mobil alanı çevreleyen metriklerdir. Metriklerini iş hedeflerine bağlayarak, platformun iş dünyasının bakış açısından başarılı olup olmadığını gösteren KPI’ları yarattılar.

Doğru araçlar ve olanaklarla, hangi metriklerin işletme başarılarının gerçek göstergeleri olduğuna ve uygulamanızı bu sayıları artırmak için nasıl optimize edebileceğinize ilişkin daha fazla bilgi sağlayabilen oldukça ayrıntılı düzeylerde özelleştirme ve segmentasyona ulaşmak mümkündür.

  1. Uzun Vadeli Değer Oluşturmak için Müşterinize Odaklanın.

Uygulamanızın müşteri beklentilerini ne kadar etkili karşılayıp karşılamadığını ölçmek mümkün müdür? Uygulamanızı en iyi deneyimi sunacak şekilde tasarlıyor musunuz? Bu soruları yanıtlamak için mükemmel mobil ve çok kanallı analiz çözümlerinden yararlanın.

Yolculuk boyunca müşteri temas noktalarına ilişkin basit, sezgisel bilgiler; müşteri deneyimini ve ilişkilendirmeyi ölçmenize yardımcı olabilir. Memnuniyetsizliği anlamak ve daha sonra pazarlama eylemi gerçekleştirmek; odak noktayı müşteri yapar, müşteri deneyimini geliştirir ve uzun vadeli bir değer oluşturur.

İşte harika bir örnek.

National Australia Bank, dijital stratejide, mobil cihazları içeren sağlam, çok kanallı bir pazarlama grubu ile lider olarak bilinir. Müşteri yolculuğu analizi sayesinde, kredi onay için başvuru sürecinde dolaşan kullanıcılarda belirli bir aşamada ani bir düşüş fark etti. Düşüşün nerede olduğunu tespit ettikten sonra, akıllı telefon platformunda küçük bir aksaklık olduğunu belirttiler. Odak noktasını müşteri yaparak; sorunu tespit edip çözdüler, müşteri yolculuklarını geliştirdiler, kredi onay sürecini düzene soktular ve mobil uygulama kanalı üzerinden gelir potansiyelini yaklaşık % 600 oranında artırdılar!

Ortak bir sonuca varacak olursak:

Yanlış bilgilendirilmiş, yanlış ayarlanmış bir stratejiyle yönlendirilen mobil uygulama metrikleri; sahte pozitif oluşturan ve stratejinizin nereye gittiğine ilişkin yanlış sonuçlara yol açan, sadece gösterişten ibaret bir şey haline gelebilir. İş hedeflerinize uyan diikatli KPI’ları oluşturun ve bu KPI’ları en iyi temsil edecek metrikleri belirleyin. Mobil uygulama stratejinizi içgörü ile daha iyi ayarlamak, geniş düşünmek, silodan çıkmak ve daha üst düzey kurumsal ve stratejik zorunluluklarınıza ulaşmak adına uçtan uca çok kanallı bilgi akışını sağlamak için zaman ayırın.

Kaynak: https://blogs.adobe.com/digitalmarketing/mobile/even-better-strategies-measuring-mobile-app-success/

2017 Mobil Pazarlama Trendleri

2016’nın sonuna yaklaşırken, mobil pazarlamacılar için yılın mobil performansını gözden geçirme, bazı sonuçlar ve gelecek beklentilerini çizme zamanı: şimdi 2017 mobil pazarlama trendlerini derinlemesine araştıralım.

 

Mobil Performans

2016 boyunca, akıllı telefonlar satışlarda en üst seviyede kalacağını kanıtladı. Astound Commerce’den son rapor mobil ticaret satışlarının bu yıl %40 büyüdüğüne dikkat çekiyor.

retail-growth-by-channel

Bu senaryoda, mobil uygulamalar lider rol oynadı, Criteo’nun son raporunda gösterildiği gibi bütün mobil işlemlerde hizmet %54’e yükseldi.

criteo122

Bu rakamlar daha önceden Netmera portföyündeki kullanıcı veri analizleri sonucu ne bulduğumuzu onaylar:

2016’nın ilk ayları boyunca, mobil gelirler online perakendecilerin gelirlerinin %45-%60’ ı arasında, bu total gelirden uygulamanın payı %30-40 gibi epey fazla bir pay olacak.

Ek olarak; Netmera veri grafiği, özellikle de gelişmiş segmentasyon ve derin kişiselleştirmelere dayalı hedefleme stratejilerinin bir sonucuyken, dönüşüm oranlarını ve mobil sözleşmeleri artırmak için temel faktörün anlık bildirimler olduğunu gösterdi.

section3-1000px

Bütün bu verileri şüphesiz ki bırakın: işte burada 2017’nin top mobil pazarlama trendleri

2017’nin Mobil Pazarlama Trendleri

1) Mobil uygulamalar ve mobil uygulamalardaki mobil ticaret satışlarının payı artmaya devam edecek.

Eğer bunu yapmak için bir ihtimaliniz varsa, ürününüz veya hizmetiniz için bir uygulama geliştirin. Veriler mobil kullanıcıların zamanlarını mobil uygulamalara göz atarak geçirdiğini açıkça gösteriyor ve mobil uygulamalar aracılığıyla tamamladıkları mobil işlemlerin sayısı giderek artıyor.

Şunu da unutmayın ki  Google 2016 boyunca Apps search toolunu tanıttı.

Neden mobil uygulamalar bu kadar popüler?

Çünkü onlar mobil ekranlardaki UX‘i epey geliştirdiler, kullanıcıların sizin işinizin ne hakkında olduğunu anlamasını ve onlardan istediğiniz aksiyonları almanızı kolaylaştırdılar. Kısaca, dönüşüm oranlarınızı artırmak için.

Bununla birlikte, eğer bir uygulama yapmanız şu an da gerçekleştirilebilecek bir opsiyon değilse, web sitenizin mobil-optimize olduğundan emin olun.

2) Kişiselleştirme daha da önemli hale gelecek.

Ürün ve hizmetlerinizin kullanıcı deneyimlerinin kişiselleştirilmesine odaklanın. Kullanıcılar neye ihtiyaç duyuyorsa, hangi bilgiyi arıyorlarsa; doğru zaman ve doğru cevapla birlikte onlar için orada olun.

Müşterilerinizle aranızda bir ilişki kurmak için uygulamanızda anlık bildirimleri kullanın (ya da mobil web sitenizde web anlık bildirimleri). Ama önce uygun analizlerle, segmentasyonlarla ve hedef belirleme toollarıyla birlikte kullanıcılarınızı tam olarak anladığınıza emin olun,.

3) 2017 Beacon cihazların kullanımına dayanan Proximity Marketing’in yılıdır.

Lokasyon bazlı pazarlama kişiselleştirmenin gelişmiş türüdür, mesajlarınızı sadece size yakın alandaki insanlara iletmenizi sağlar. Bu sebeple onları müşteriye çevirme fırsatı artar.

Lokasyona göre kullanıcı hedeflemenin bir çok yolu var. Lokasyon bazlı pazarlama stratejileri arasında olan Beacon teknolojisinin perakendecilerin mağazalarına ayak trafiği sağladığı önemli ölçüde kanıtlanabilir, dönüşüm oranları ve satış hacmi artar.

4) Video içeriği sürücü dönüşümü için güçlü bir araç olacak.

ComShare’a göre , video içeriği website ziyaretçilerinin online perakende üzerinden ürün satın alması fırsatını %64 artırır.

Dahası, videoları izleyen ziyaretçiler, izlemeyen ziyaretçilere göre, sitede ortalama 2 dakikadan fazla kalıyorlar.

2017 için, mobil strateji planınızın bir video içerik stratejisi içerdiğinden emin olun.

5) Görseller hüküm sürmeye devam ediyor. 

Sadece videolar değil, resimler ve emojiler ağırlıklı olarak kullanılacak. Bütün bu elementler size kullanıcının dikkatini çekmekte yardım edecek.

2017 boyunca, mobil pazarlama stratejisinizi giderek daha da görselleştirdiğinizden emin olun!

Kaynak: http://www.netmera.com/mobile-marketing-trends-for-2017/

 

Global Mobil Perakende Satış Trendleri

Geri dönüş yok.

Japonya ve İngiltere, mobil ve masaüstü satışlar arasındaki eşitlik sınırını aşmış durumda, şu an da mobil aracılığıyla yapılan satışların masaüstünden daha fazla olduğunu söyleyebiliriz.

Güney Kore % 48’de, yani sınırın eşiğinde kaldı. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla, perakende işlemlerin mobil payındaki en büyük artışın Brezilya, Avustralya ve Fransa’da olduğu görülüyor.

Bunlara ek olarak, Almanya’nın güçlü büyümesi Hollanda ve İspanya’nın zıplayarak ilerlemesine yardımcı oldu; Avustralya ilk 3’e yaklaştı ve Brezilya, Rusya’nın bir adım önüne geçti.

http://www.criteo.com/

http://www.criteo.com/

Akıllı Telefonlar Dünyayı Yönetiyor.

Akıllı telefonlar, tabletleri geçerek global hakimiyetin üstesinden geldi.

Sadece ilk çeyreğe bakıldığında bile, akıllı telefonların Hollanda, Rusya ve Birleşik Krallık da dahil her büyük pazarda mobil işlemlerin çoğunluğunu kapsadığı görülüyor.

Tablet sevkiyatları azalıyor, akıllı telefon sevkiyatları artıyor ve parmak izi tanıma gibi yeni özellikler, akıllı telefon işlemlerinin neredeyse zahmetsizse yapılmasını devam ettiriyor.

http://www.criteo.com/

http://www.criteo.com/

Japonya, Birleşik Krallık ve Güney Kore mobil dönüşümlerde öne geçiyor.

En yüksek mobil dönüşüm oranları, Japonya, Birleşik Krallık ve Güney Kore’de.

Perakende işlemlerinde mobilin payına göre sıralanmış, üst piyasalarda görülen en yüksek dönüşüm oranları bu üç ülkeye ait.

http://www.criteo.com/

http://www.criteo.com/

Mobil deneyimlerinizi kolaylaştırın ve ileriye taşıyın.

Perakendeciler mobile uyumlu siteler tasarladığında, mobil işlemler daha fazla artış gösterir.

Mobile uyumlu sitelerde en yüksek orana sahip ülkelerin ayrıca mobil işlemlerin payında da en büyük orana sahip olduğu görülüyor.

Öne geçmek için, site navigasyonunun geliştirilmesinin ve mobil tüketicileriniz için kullanılabilirliğin üzerine gitmek gerekir.

http://www.criteo.com/

http://www.criteo.com/

Source: http://www.criteo.com/resources/mobile-commerce-report/

Global Mobil Uygulama Performansları

 

Uygulamalar iki kat fazla kullanıcı tutma gücü sağlıyor.

Yeni uygulama kullanıcılarının 30 gün içinde geri dönüş yapmalarının, mobil web kullanıcılarına göre iki kat daha fazla olduğu görülüyor.

Müşteri tutma oranının fazla olması, müşteriyi ömür boyu elde tutmak için daha iyi bir şans anlamına geliyor.

http://www.criteo.com/

http://www.criteo.com/

Uygulamalar bütün mobil işlemlerin %54 e yükselmesini sağlıyor.

Deneyimli uygulama perakendecileri uygulama üzerinden yapılan mobil işlemlerinin %54 e yükseldiğini görmüştür.

Uygulamaları ana ekran görünüşü, anlık yüklemeler, offline içerikler, anlık bildirimler, kişiselleştirme ve yerel fonksiyonlara erişim gibi gelişmiş kabiliyetler sunan perakendeciler zengin müşteri deneyimleri yaratıyorlar ve işlemlerde bir önceki seneye göre % 15 artış görülüyor.

http://www.criteo.com/

http://www.criteo.com/

Uygulama Dönüşüm Oranları Eşsiz

Uygulamalar diğer kanallara göre daha verimli işlem sağlamak için müşteriyle daha yakından ilgilidir.

Uygulamalar sadece alıcı olan güçlü kullanıcıların sürekliliğini sağlamak ve kullanıcıları daha iyi elde tutmak dışında, ayrıca da masaüstü veya mobil taramalara göre daha yüksek oranda dönüşüm sağlıyorlar.

Mobil Web için umut var mı?
Eğer mobil siteler için gelişen web uygulamaları ve daha hızlı standartlar dönüşüm oranlarına yardım ederse, bir umut olabilir.

http://www.criteo.com/

http://www.criteo.com/

Uygulamalar Daha Büyük Sayılara Ulaşıyorlar

Masaüstü pahalı satın alımların kralıydı fakat bu uzun sürmedi.

Şu ana kadar uygulama üzerinden oluşturulan ortalama sipariş değerlerinin mobil tarayıcılar ve masaüstünü aştığı görülüyor.

http://www.criteo.com/

http://www.criteo.com/

Uygulamalar ürün izleyicilerinin dönüş yapmasını, mobil web e göre 3 kat daha fazla sağladı.

Uygulamaların hala tablonun her aşamasında baskınlık gösterdiği görülüyor.

Uygulama kullanıcıları, mobil web ve masaüstü kullanıcılarına göre daha fazla ürüne göz atmaya ve satın almaya devam ediyor.

Sonuç olarak; bir işlemi tamamlayan ürün izleyicilerinin sayısı olarak tanımlanan uygulama kullanıcılarının dönüşüm oranları, mobil tarayıcılardan 3 kat daha fazla diyebiliriz.

http://www.criteo.com/

http://www.criteo.com/

Source: http://www.criteo.com/resources/mobile-commerce-report/

10 Etkileyici Mobil Uygulama Tasarım Trendi

Son beş yıldır, Uber’den Vine’a, mobil uygulama tasarım trendlerinin nasıl şekillendiğine dair bir bakış açısı geliştirmeye başladık. Sosyal trendlerden -paylaşım ekonomisi gibi- teknolojideki değişikliklere kadar, mobil uygulamaların nasıl görünmesi gerektiğini belirleyen çeşitli etkenler olduğunu fark ettik. Bu yıl ise, ufacık giyilebilir teknoloji ürünlerinin devasa telefon ekranlarına bakıyoruz.

Kullanıcılar mobil teknolojiyi günlük hayatına dahil ettikçe, uygulamalarının tasarımıyla ilgili gelişmelerle daha çok ilgileniyor. İş yerinden gelen bir maili kontrol etme, otel odası kiralama, glutensiz bir pizza siparişi verme… Bu sırada, Airbnb ve GrubHub gibi uygulamalar kalabalıktan ayrışıyor. Uygulamayı kullanırken ortaya çıkan düşünce trafiğini minimuma indiriyorlar. Böylelikle kullanıcılar, işin çoklu-görevlendirme ve hayata geçirme kısmına daha çok vakit ayırabiliyor. Çoklu-görev sistemini uygulayan kullanıcıların sayısı ve mobil uygulama tasarımına olan talep doğru orantıda artıyor. Bu şekilde daha çok kullanıcı istediği şeye, istediği anda sahip olabiliyor.

Yazımızda ele alınan mobil uygulama tasarım trendleri, kullanıcıların istediği şeylere istedikleri anda ulaşmasını kolaylaştırıyor.

1. Daha Büyük Telefon Ekranları

Hoşunuza gitsin ya da gitmesin, phablet tüketimi artıyor ve değeri daha çok kişi tarafından kabul görüyor. Peki bu tam olarak ne anlama geliyor?

“Daha büyük tasarım”a odaklanırken, kullanıcıların cihazlarını kullanırken nasıl tutacaklarını göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu da demek oluyor ki: en önemli navigasyon ögeleri, kullanıcının baş parmağı ile kolaylıkla ulaşabileceği bir mesafede olmalı.

Eğer gerçekten kullanılışlı ve erişilebilir bir mobil deneyim oluşturma niyetindeyseniz, interaktif ögelerin cihazın iki tarafından da ulaşılabilecek büyüklükte olduğundan emin olun. Böylelikle sağ ve sol elini kullanan tüketicilerinizin deneyiminin kalitesini ortak bir paydada buluşturabilirsiniz.

Konu yalnızca kullanıcılarınızın solak olup olmaması değil. Hatırlamanızda fayda var: belirli seçenekler ile sınırlandırılmış bir tasarım anlayışı, uygulamanızın kullanışlılığını azaltmakla kalmaz; ayrıca uygulamanın ergonomik yapısına da zarar verir.

2. “Dokunmak” Yerine “Kaydırmak”

http://i.dailymail.co.uk/i/pix/2011/01/27/article-1350709-0CBA01E6000005DC-786_634x427.jpg

http://i.dailymail.co.uk/i/pix/2011/01/27/article-1350709-0CBA01E6000005DC-786_634x427.jpg

Dokunmatik telefonlarda çalışan mobil uygulamalar ilk çıktığında tasarımcılar ve geliştiriciler, farklı tipteki fiziksel nesneleri fark yaratacak şekilde programlamaları gerektiği gerçeğiyle yüzleşmek zorundaydı. 2007’de iPhone’u elimize ilk aldığımızda, iki parmağı kullanarak yaptığımız yakınlaşma işlemi oldukça ilginç bir özellikti. Ancak, içeriği okuyabilmek için yakınlaştırma işlemi yapmayı zorunlu tutmak mobil uygulama tasarımı için hiç iyi değil. Bununla beraber, minyatür parmaklara sahip olmayanlar için basması oldukça zor küçük tuşlarla da karşılaştık. Bu da kullanıcı odaklı tasarımın önemini yeniden hatırlattı.

Mobil cihazları kullanmak için “kaydırma” kadar doğal hissedilen bir özellik yok. Özellikle de cihazı tek elinizle kullanmak istediğinizde. Kanıta mı ihtiyacınız var? Elinizi sanki telefonunuzu kavrıyormuşsunuz gibi bir pozisyonda tutun. Görünmez telefonunuzun ekranına baş parmağınızla dokunuyormuş gibi yapın. Bu eylemin nasıl hissettirdiğini bir yere not edin. Ardından, baş parmağınızı ekranda kaydırın. Hangi yöntem sizin için daha rahattı?

Popüler bir online tanışma uygulaması olan Tinder, bu konu için çok daha belirgin bir örnek ve iki basit seçenekle yürütülüyor: kullanıcı profillerini sağa veya sola kaydırma. Romantik komedi filmi fragmanı izlemekten daha kısa bir zaman ayırıp, yalnızca bir parmak hareketi ile potansiyel eşinize kavuşabiliyorsunuz.

3. Giyilebilir Teknoloji Mobil Uygulama Tasarımlarını Etkiliyor

http://fieldserviceblog.com/wp-content/uploads/sites/12/wearable-tech.jpg

http://fieldserviceblog.com/wp-content/uploads/sites/12/wearable-tech.jpg

Büyük ekranlı phablet çılgınlığının yanında, bilekteki daha küçük ekran trendi yükselişe geçiyor. Uluslararası Veri Kurumu, satıcıların geçen yıl 45.7 milyon giyilebilir teknolojik cihaz yüklemesi yaptığını tahmin etmişti. Bileklik (40 milyon ile en büyük yüzde), giysi ve göz aksesuarı dahil.

Giyilebilir fitness cihazı modası Apple Watch ve Android Wear ile daha da ivme kazanıyor. Giyilebilir teknoloji artık uyku ve kalp ritmi takibi yapan abartılmış pedometrelerin ötesinde, övgüleri hak eden akıllı cihazlardan oluşuyor. Bu cihazlar size iş seyahatinizin ne kadar süreceğini veya yarının hava durumunu bildirebiliyor. Öyleyse bu değişikliklerin mobil tasarımlar ve tasarımcılar üzerinde nasıl bir etkisi olacak?

Bu gelişmekte olan trendin ilk evrelerindeyiz. Bu yüzden Apple ve Android, ürünleri için birtakım öneriler sunuyorlar. İkisi de en azından yeni teknoloji cihazlara bir göz atmanın gerekli olduğunu belirtiyor.

Telefon veya tabletlerin aksine, giyilebilir cihazlar yeterli boyutta içeriği, doğru hızda ve kullanıcıların hemen bakabileceği şekilde vermeli. Göz ucuyla bakıldığında bile. Bu da tipografi, renk karşıtlığı ve bağlamın (Kullanıcı nerede? Şu an hangi veriye ihtiyacı var?) büyük bir özenle hazırlanması gerektiğini anlamına geliyor.

Yeni kabul edebileceğimiz bu teknolojide önemli olan, eyleme geçebilecek kullanıcı geribildirimlerini tespit etmek ve gelecek güncellemeler sırasında yapılacak düzenlemeleri kullanıcı yönlendirmelerine göre ayarlamak.

4. Katmanlı Tasarımlar

Sonsuz yüzeyli tasarım (eternal flat) mı yoksa skeuomorfizm mi?” tartışması sürüyor. Estetik açıdan değerlendidiğinde skeuomorfizm, gerçek hayat dokularının dijital içerikteki sıradan hali gibi görünüyor tıpkı arabanın ön panosunun bariz bir şekilde sahte odun deseniyle kaplanması gibi. Ancak yüzey tasarımı, son on yılın dijital estetiğinde ön plana çıkmasının yanında bazı kusurlara da sahip. Mobil uygulama tasarımından bütün dokunun kaldırılması halinde, hangi ögenin interaktif olduğunu söyleyebilmek zorlaşabilir.

https://cdn-images-1.medium.com/max/800/0*fDCmDpSpK6OjP40i.png

https://cdn-images-1.medium.com/max/800/0*fDCmDpSpK6OjP40i.png

Bir uzlaşı noktası arıyorsak, cevap katmanlı yüzey tasarımı veya Google’ın deyimi ile “maddesel tasarım”ı (material design)oluşturmak olabilir. Bu yaklaşım, estetik yüzey tasarımını eğrileştiriyor ama skeuomorfizmin birkaç prensibinden de faydalanıyor. Yüzey tasarımıyla beraber, ögeler katmanlaşyor ya da maddesel tasarım ile doğadaki geometrik halini koruyabiliyor. Renk engellemeleriyle ise doğadaki dokunun, belirgin parlamaların tıpkısını kopyalamanın önüne geçiyor. Ama yine de skeuomorfik tasarımda olduğu gibi, katmanlı yüzey tasarımı doğal dünyadan benzetmelerle işliyor.

5. Daha Fazla Hareket

Akıllı telefonunuzun aya ilk insanı gönderen NASA ekibinden ya da 1997 dünya satranç şampiyonunu yenilgiye uğratan süperbilgisayar Deep Blue’dan daha fazla programlama gücü var. Ve bu güç her geçen gün daha da artıyor. Mobil cihazlarımız daha güçlü bilgisayarlara dönüşmekle kalmıyor, üç farklı çeşidi olan 4G ile başka türden bir hız kazanıyor ve mobil uygulama tasarımınızı canlandırabilmeniz için büyük bir özgürlük sunuyor.

Hareket, mobil uygulama tasarımına pek çok fayda getiriyor. Dikkati belirli bir ürün üzerine toplayabiliyor, kullanıcıya önemli bir eylemde veya daha şaşırtıcı ve doyurucu bir kullanıcı deneyimi yaratmada rehberlik ediyor. Akıllı telefonlar yeterince ilerledi ve bağlantıları HTML5 animasyon veya paralaks tasarımına karşı avantaj sağlayacak kadar güçlendi. Bu da demek oluyor ki, daha az kısıtlama ile daha çok hareket görebiliyoruz.

6. Basit -Yumuşak Renk Şemaları

http://www.color-hex.com/palettes/2912.png

http://www.color-hex.com/palettes/2912.png

Her yıl için bir renk paleti seçilir ve şu anki trend, yumuşak karşıtlıkları yansıtan basit renk şemaları (Pantone’nin renk paleti “daha soğuk ve yumuşak, hafif tonlardaki renk seçimleri”). Bu, yükselişteki yüzeysel tasarımın minimalistliğinin doğal bir sonucu. Bir rengin çeşitli tonlarından oluşan, beyaz tipografi ve karşıt ögeleri barındıran bir tasarım deneyin. Diğer bir seçenek olarak, iki veya üç soğuk renk ve yumuşak tonlu bir tasarım tercih edin.

Bu basitlikteki bir mobil uygulama tasarımının içeriğinin sonucu: gözün sert kontrast geçişleri ile yönlendirilmesi sayesinde, kullanıcının memnuniyetine uygun, daha hedeflenebilir bir deneyime ulaşmak. Hali hazırda ışık yayan bir ekrana bakıyor olmak gözü oldukça yoran bir işlem. Rengin tonunu düşürmek ve parlaklığı yumuşatmak, mobil uygulama tasarımının verdiği hazzı arttıracak ve daha tatmin edici bir deneyim sunacaktır.

7. Tipografi Bir Adım Öne Çıkıyor

https://itunes.apple.com/us/app/wild-canada/id824973694?mt=8

https://itunes.apple.com/us/app/wild-canada/id824973694?mt=8

Mobil tipografisinin web’deki düşük çözünürlüklere uygun olan sınırlı sayıda fonttan oluştuğu zamanlar çok uzak değil. Geçtiğimiz iki yılda iOS ve Android içeriğin akıcılığını arttırmak, ölçümlenebilir ve okunabilir fontlara ulaşmak için işletme sistemlerini optimize ediyorlar. Büyük ekranların yan etkileri ve teknolojik yenilikler, mobil uygulama tasarımlarındaki tipografi kullanımına ifade ve güzellik katıyor. Trend olan büyük bir arkaplan fotoğrafı ya da negatif boşluk seçebilir, harf karakterinizin ön plana çıkmasını ve güçlü mesajı tek başına parlatmasını sağlayabilirsiniz.

8. Bulanıklık Netleştirir

Mobil bir uygulama tasarımı trendi, yarı saydam uygulamanıza arkaplan bulanıklığı ile anlık kullanılabilirlik ekler. Kullanıcının arkaplanındaki en sık kullanılanlar listesindeki mobil uygulamalar çalıştığı sırada, sorunsuz ve kesintisiz bir deneyim sunabilir. Çokça rastlanmayan bazı durumlarda ise kullanım sorunlarına sebep olabilir.

http://designmodo.com/wp-content/uploads/2014/01/Fitness-App-by-buatoom.jpg

http://designmodo.com/wp-content/uploads/2014/01/Fitness-App-by-buatoom.jpg

Kullanıcılarınızın cihazlarına seçtiği arkaplana ve kaç adet ikon veya widget kullandıklarına bağlı olarak, saydamlığın eksikliği okumanın güçleşmesine yol açabilir. Mobil uygulama tasarımınıza bir Gaussian bulanıklık efekti eklemek, uygulamanın gözü yorma oranını azaltır ve kullanıcının gözündeki “arkaplanında çalışma” izlenimini sürdürür.

9.  Mobil Uygulama Tasarımlarındaki Erişilebilirlik Yenilikleri

Günümüz imkanlarının bir getirisi olarak, tasarım trendleri daha erişilebilir bir konumda. Makro el hareketleri (kaydırma) daha kontrol gerektiren hareketlere (yakınlaştırma ve tıklama/dokunma) veya geniş öge ve fontlu basit tasarımlara kıyasla daha az görsel süreç gerektiriyor. Örneğin; Typekit, mobil uygulama tasarımımıza kaliteli tipografiden vazgeçmeye gerek kalmadan daha fazla güncel metin ekleme imkanı tanıyor. Aynı zamanda uygulamalarını okuma cihazları kullanan kişiler için daha erişilebilir kılıyor. Daha büyük cihazlar ve phabletler dahi mobil uygulama tasarımlarını daha büyük kitlelere ulaştırmada tek başına etkili.

Aklınızda bulunsun; mobil uygulama tasarımınızda kullanılabilirlik inşa etmek, uygulamanızın ne denli erişilebilir bir ürün olduğuna dair kritik bir düşünme aşaması gerektirir.

Tasarım daha büyük ve okunabilir metin özelliği arayan kullanıcılar için kişiselleştirilebilir mi? İnteraktif ögelerden cevap almaya ihtiyaç duyanlar için dokunsal geribildirim seçeneği planlıyor musunuz? Gibi sorular sormak, tasarımınız üzerinde çalışırken erişilebilirlik kontrol listesi görevi görüp size yardımcı olabilir. Buna ek olarak, Erişilebilirlik Projesi tasarımcılar ve geliştiricilerin ürünlerinin daha büyük bir kitle tarafından ulaşılıp kullanılabilmesi için birkaç çözüm önerisi sunuyor.

10. Daha Akıllı Prototiplendirme

Kullandığımız her uygulama bir zamanlar bir prototipti. Kavramla ilgili pek çok kanıt basit bir wireframe olarak başladı, birkaç parça kağıt çıktısı ya da statik bir PDF olarak kaydedildi. Mobil uygulama tasarımı daha karmaşık bir hale gelince, birkaç statik görüntü göstermek ve müşteriyi ya da uygulama geliştiriciyi hareketi hayal etmeye zorlamak yetmemeye başladı. Eğer uygulamanız kullanıcıyı büyük ölçüde animasyon üzerinden yönlendiriyor ya da yalnızca görsel olarak ilgilenebilecek bir yapı sunuyorsa, müşteriniz uygulamayı ilginç ve kullanılabilir yapan etkilerin ne olduğunu anlamaya çalışırken kaybolur. Ayrıca, yüzeyli wireframeler tek başlarına “Vay canına!” etkisi yaratamaz.

Oysaki kavramın kanıtını (proof of concept*) programlama işi, başlı başına sancılı bir süreçtir. Uygulama geliştiriciler bandwidthi kodlama ögelerine eklediğinde, final prototipine kadar dayanamayacağı neredeyse kesindir. Bu nedenle tasarımcılar, uygulama geliştiricilerin gereksiz çaba harcamasının önüne geçmek için, fikir ve amaçları açıklayabilmek adına, geliştiricilerle arasında oldukça açık bir bilgi ağı kurmak zorunda veya diğer seçenekleri vizyonlarını yansıtan bir prototip yaratmak olmalı.

Neyseki günümüzün prototiplendirme çözümleriyle tasarımcıların bunu gerçekleştirme fırsatı var. Tasarımcılar minimal bir kodlama bilgisi ile kullanıcının uygulama ile interaktif iletişimini gösteren mobil uygulamanın tasarımı için kritik olan herhangi animasyon ve hareketi içeren bir kavram kanıtı yaratabiliyor. Bu, potansiyel bir müşteriyi ya da tüketiciyi şaşırtmakla kalmıyor; aynı zamanda uygulamanın geliştirmedeki yerleşme sürecini kolaylaştırıyor. Bir uygulamanın nasıl hareket etmesi ve kullanıcıyla etkileşime geçmesi gerektiğini bilgisini çözümledikten sonra, tüm geliştiricilerin görevi -kod kullanmadan- ürünü oluşturmak olacaktır.

 

Credit: Proto.io. “10 Exciting Trends in Mobile App Design – The Startup.” Medium. Proto.io, 01 Sept. 2015. Web. 29 Apr. 2016.

Mobil Arayüzlerin Psikolojik Hızı

Mobil deneyimler inşa edilirken yapılan en hassas değerlendirmelerden biri mobil arayüzlerin etkileşim hızıdır. Mobil kullanıcı uygulamayı kullanırken oldukça sabırsızdır. İçeriğin yüklenmesi için çok fazla beklemeleri gerekiyorsa, uygulamayı terk etmeme olasılıkları yok denecek kadar azdır. Bu nedenle, uygulamanızın işlem yapma süresinin olduğundan kısa süreli algılanması için yani kullanıcının zihnindeki süreci hızlandırmak için özenli olmanızda fayda var.

Peki, uygulamanızın daha hızlı olmasını nasıl sağlayabilirsiniz? İşte en sevdiğiniz uygulamanızın kullandığı ve farkında olmanız gereken bazı ilginç yöntemler.

https://instagramtr.net/wp-content/uploads/2015/05/Instagramda-beklenen-oluyor-mail-donemi-basliyor.jpeg

https://instagramtr.net/wp-content/uploads/2015/05/Instagramda-beklenen-oluyor-mail-donemi-basliyor.jpeg

Instagram’a bir post -diğer bir deyişle gönderi- eklediğinizde; gönderi, kullanıcı fotoğrafı/videoyu çeker çekmez veya galeriden ekler eklemez arka planda yüklenmeye başlar. Uygulama, Instagram’daki gönderi ekleme sürecinin aşamalarının kendisini (ayarlama & kesme, filtre ekleme, açıklama yazma vb.) avantaja dönüştürür. Kullanıcı bu aşamalardan geçerken, gönderi arka planda yüklenmektedir. Mesaj yükleme veya göstermeye ait bir ilerleme çubuğu yoktur.

Kullanıcı fotoğrafı paylaşır ve akış bölümüne geri döner. Bu noktada uygulama, yükleme sürecini “tamamlar” ve kullanıcıya  yüklediği fotoğrafı hemen gösterir.

Kullanıcının dikkati fotoğrafı yükleme sırasındaki aşamalar ile dağıtılmıştır. Aşamalar tamamlandığında, fotoğraf çoktan yüklenmiş olur. Bu durum adeta kullanıcı için gerçeğin içinde oluşturulmuş bir hız illüzyonu gibidir, fotoğraf olduğundan hızlı bir şekilde yüklenmemiştir.

Bu denli basit bir kullanıcı deneyimi kararının, böylesine bir başarı etkisine sahip olması çok ilginç. Instagramdan önceki fotoğraf paylaşma uygulamalarının da çok benzer bir paylaşım süreci vardı ama kullanıcı süreci tamamlayana kadar fotoğraf paylaşma işlemi başlamazdı.

***

Mesajlaşma, işin özünün hız olduğu başka bir mobil deneyim. Bu deneyimin en popüler uygulamaları olan Whatsapp ve iMessage’ı, kullanıcıyı mesajın nasıl gönderildiği ve teslim edildiği hakkında bilgilendirmesi yönünden kıyaslayalım.

http://www.fortuneturkey.com/Content/images/Haberler/Boyut1/whatsapp-mavi-tik-guncellemesi-nedir-nasil-engellenir-27359-07112014151601.jpg

http://www.fortuneturkey.com/Content/images/Haberler/Boyut1/whatsapp-mavi-tik-guncellemesi-nedir-nasil-engellenir-27359-07112014151601.jpg

Whatsapp mesajın gönderildiğini belirtmek için bir tik işareti kullanıyor ve iletildiğini belirtmek içinse ikinci bir tik işareti.

Uygulamanın akıllıca yaptığı şey, kullanıcıya ilk tik işaretini hızlıca göstermek. Mesajın tamamı Whatsapp sistemine hızlı bir şekilde yüklenmemiş olabilir ama Whatsapp geleceğini varsayıyor ve kullanıcısına anlık bir pozitif belirteçle cevap veriyor. Bu, kullanıcıya Whatsapp’ın mesaj göndermede çok hızlı olduğu hissini veriyor.

iMessage ise aynı pozitif geribildirim döngüsünü yaratamayan farklı bir yaklaşıma sahip.

http://s3.amazonaws.com/digitaltrends-uploads-prod/2015/08/iMessage-Security.jpg

http://s3.amazonaws.com/digitaltrends-uploads-prod/2015/08/iMessage-Security.jpg

Bir kullacı iMessage gönderdiğinde, mavi ilerleme çubuğu mesaj gönderildikçe ekranda ilerliyor. Bu durum, kullanıcının ağ bağlantısına göre değişiklik gösterebiliyor. Eğer fotoğraf gönderiliyorsa, ilerleme çubuğu daha da yavaş ilerleyebiliyor.

Bu neden daha kötü bir deneyim? Kullanıcı kaçınılmaz bir şekilde ilerleme çubuğunun ekranda ilerlemesini izleyecek ve eğer çubuk yavaş ilerliyorsa, uygulamanın hızlı olduğu algısı kaybolacak. Uzun vadede kullanıcının uygulama hakkındaki hislerini de etkilemesi de söz konusu. Üstelik pratikte, Whatsapp ve iMessage’ın bir metin veya görsel içerikli mesajı iletme süreleri yaklaşık olarak birbiriyle aynı.

İki uygulamanın mesaj durumuyla ilgili iletişim kurma biçimlerinin, uygulamanın algılanan hızını etkilemede büyük bir gücü var.

Mobil kullanıcı arayüzü tasarım ve geliştiricilerinin, içeriğin yüklendiğini belirtmek için kullandığı çeşitli düzenlemeler var. Genellikle, kullanıcının içeriğin yüklenmesini beklediği sırada bir şeylerin olduğunu gösterebilmek için birtakım spinner veya ilerleme çubuğu kullanmaya yöneliyorlar.

https://cdn-images-1.medium.com/max/400/1*hSYfv3vUEdZT3s8n7nyY-w.png

https://cdn-images-1.medium.com/max/400/1*hSYfv3vUEdZT3s8n7nyY-w.png

Yakın zamanda bazı uygulamalar içeriğin yüklenme deneyimi sırasındaki hız hissini arttıran ve bekleme gerginliğini azaltan yeni bir yaklaşımı kullanmaya başladı.

Bu uygulamalar içerik yüklenmeden önce içeriğin nerede görüneceğini ve hangi düzende ve formatta olacağını belirtmek için uygulamada bir “iskelet” gösteriyor. Neredeyse bir blueprint (şablon) veya wireframe gibi. İçerik yüklendiğinde hatasız bir geçiş oluyor ve sakin, doğal bir his veriyor.

http://cdn.playbuzz.com/cdn/3f18dc3c-c715-447f-bcc5-179b654e97d8/de413a18-f840-4c28-8cee-dfa709c0a872.jpg

http://cdn.playbuzz.com/cdn/3f18dc3c-c715-447f-bcc5-179b654e97d8/de413a18-f840-4c28-8cee-dfa709c0a872.jpg

Pinterest, mobil uygulama ve web sitesinde benzer bir yaklaşım kullanıyor. Ancak bunu bir adım öteye taşıyor. Her gönderideki imajı analiz ediyor ve imajın hangi ana renge sahip olduğunu keşfediyor. Ardından elde edilen değeri sisteminde saklıyor ve uygulama içeriği yüklediğinde, renklendirilmiş kutu ve asıl imaj arasındaki geçiş oldukça kolay ve sıkıntısız oluyor. Bu yöntem de imajların daha hızlı yüklendiği illüzyonunu yaratıyor.

***

Görüldüğü gibi, mobilin dalgalı sularında sağ kalabilmek için dijital pazarlamacıların bütün denizcilik tüm hünerlerini sergilemeleri gerekiyor. Çünkü mobil cihazlardaki işlem ve eylemlerin giyilebilir bir ortama aktarılması halinde durum olduğundan da kritik bir hal alacak.

Credit: Lubling, Oz. “The “Psychological” Speed of Mobile Interfaces.” Medium. N.p., 25 Mar. 2014. Web. 22 Apr. 2016.

Android Uygulama Geliştirirken Uzak Durulması Gereken 10 Hata

Android uygulamanızın Google Play uygulama mağazasındaki arama sonuçlarında daha iyi bir sıralamada gelmesi için hazırladığımız bu yazı ile, geliştirdiğiniz mobil uygulamanın daha fazla kullanıcıya ulaşmasını sağlayabilirsiniz.

Bazen kaçınmanız gereken hataları bilmek, doğruluğundan emin olmadığınız kişisel tavsiyelere güvenmekten iyidir. Öyleyse uygulama sahibi olarak kaçınmanız gereken 10 hataya bir göz atalım:

 

1.Kullanıcı Dostu Olmayan Uygulama Adı Kullanmak

Kullanıcıların sizi kolaylıkla bulabilmesi için açıklayıcı, basit ve akılda kalıcı bir uygulama adı kullanmanız çok önemli. Örneğin, markayı ve uygulamanın açıklamasını birleştiren bir isim kullanmanız kullanıcılar için çok daha anlamlı olabilir.

2.Uygulama Açıklamasını Optimize Etmemek

Açıklamanın ilk iki satırı kullanıcılar için çok önemlidir. Kullanıcıya önce uygulamanın neyle ilgili olduğunu anlatın, sonra uygulamanın özelliklerini ve aldığı ödülleri yazın.

3.Video Trailer’ı Koymamak

Kısa ve anahtar kelime optimizasyonu yapılmış bir video, uygulamanızın SEO’suna ve kullanıcı kazanmasına yardımcı olur. Çünkü kullanıcılar videoları, uygulama detayları sayfasının en ikna edici parçası olarak görürler.

4.Kişiselleştirmeyi Unutmak

Günümüzdeki kullanıcı eğilimleri göz önünde bulundurulduğunda, bir markanın, kullanıcının beklenti ve isteklerini en iyi şekilde karşılamasının tek yolu kişiselleştirmeden geçer.

O halde, kullanıcıların uygulamayı oylamasına, incelemesine ve “+1”lemesine izin vermeniz gerekir. Google, önerilen uygulamaları bunlara dikkat ederek gösterir.

5.Yalnızca İndirme Sayısına Odaklanmak

Google, uygulama aktivitesi ve indirme süresini ölçer ve ancak kullanıcı uygulamayı bir süre kullandıktan sonra silerse ceza vermez.

6.Uygulamanın Tablet İçin Uyumlu Olmaması

Tabletler, kullanım oranı gün geçtikçe artan mobil cihazlardan biridir. Bu nedenle, uygulamanızı tablet için uyumlu hale getirmek uygulamanızın indirilme sayısını arttırır.

7.Kullanıcı Dostu Olmayan Etiketler Kullanmak

Etiket kullanmamak bir şey, kullanıcı dostu olmayan etiket kullanmak başka bir şey. Dijital dünyadaki gezilerin küçük rehberleri olarak adlandırabileceğimiz etiketlerin kullanımı özenle yaklaşılması gereken bir konu.

Uygulamalarınızın Google Play URL’inde “Google Play” kelimelerini içeren bir link kullanmak yerine, açıklayıcı anahtar kelimeler kullanın. Bu sayede o anahtar kelimelerdeki sıralamanız da artabilir.

8.Popüler Uygulamalarınkine Benzeyen İsimler Kullanmak

Arama sorgularının %50’sini yanlış yazımlar oluşturduğu için, uygulama isminiz popüler uygulamaların isimlerine veya yanlış yazılmış şekline benzer olmamalı. Aksi halde Google otomatik olarak o sorguyu düzeltir ve potansiyel kullanıcının sizin uygulamanıza yönlendirilme olasılığı çok düşük olur.

9.Büyük Boyutlu APK Yapmak

Küçük APK’lar daha çok indirilir ve daha az silinir. Kullanıcılar telefonlarının depolama alanındaki yer azaldığında; büyüklüğüne ve hafızada kapladığı yere göre uygulamaları siler.

10.Uygulamayı Sosyalleştirmemek

Uygulamaların da organik bir yapıya sahip olması gerektiğini unutmayalım, tıpkı kullanıcıları gibi. Bu organik yapı yalnızca değişime açık olmaktan ibaret değil elbette. Aynı zamanda da kullanıcısını, bulunduğu sosyal platformlarda karşılaması anlamına geliyor.

Credit: SEO 2015 – Gökhan Barışkan

Web Erişiminde Mobilin Tüm Dijital Cihazlara Karşı Üstünlüğü

ZenithOptimedia ve GlobalWebIndex’in(GWI) mobil davranışlardaki değişikliği ele alan yeni bir global içgörü araştırmasına göre;

Gençler; 2018’e kadar, internetteki en geniş çaplı reklam pazarlarına erişirken mobil cihazları, diğer tüm cihazlardan daha çok kullanacak.

GWI’in panelindeki 200.000 internet kullanıcısı ile yapılan araştırmada;

“3 yıl içinde 16-24 yaş aralığındakilerin -konum fark etmeksizin- dünyanın en büyük reklam pazarlarına erişim sağlarken mobil cihazlarda, diğer cihazlardan fazla zaman harcayacağını öngörüyor.”

Meksika ve Suudi Arabistan gibi ülkeler bu noktaya şimdiden ulaştı. Listenin başını ise Brezilya çekiyor. Önümüzdeki yıl Güney Kore ve Arjantin’in de gruba katılması bekleniyor.

Çin ve Japonya’da durum biraz farklı. Dünyanın ikinci ve üçüncü en büyük reklam pazarı olan bu ülkelerin bahsi geçen noktaya 2017’de gelmesi bekleniyor. Amerika ve Almanya için taşma noktası 2018 olacakken, İngiltere’ninkinin 2019 olacağı varsayılıyor.

16-24 yaş grubunun oluşturduğu birincil mobil kullanıcı segmenti, internette her gün ortalama 3.59 saatini geçiriyor ve %23’ü geçen ay mobil üzerinden ürün alışverişi yaptığını söylüyor. Diğer yandan, %44’lük bir oran ile mobildeki en popüler etkinlik bir sosyal ağ hizmetini kullanmak. Bunu %38 ile hava durumuna bakma ve %22 ile online video izlemeiçerik pazarlama alanlarına yatırım yapan pazarlamacılar için önemli bir çıkarım– takip ediyor.

Araştırmada ortaya çıkan başka bir öngörü ise; mobil davranışlardaki değişikliklerin online aramalar üzerinde önemli bir etkisi olduğu. İnternet ekonomisinin temel taşlarından biri olan online aramalar, eMarketer’a göre geçen yıl 140 milyar dolar değerindeydi. Zenithoptimedia ve GWI’in araştırmasına göre ise; 2014’ün ilk çeyreği ve 2015’in ilk çeyreği arasındaki dönemde arama motorlarını kullanarak araştırma yapan kullanıcılar  %55’ten %43’e düştü ve mobil uygulama kullanımı yükselişe geçti.

Şu reddedilemez bir gerçek ki mobil davranış; uygulama temelli olarak gelişmeye başladı. Mobil cihazlardaki etkinliğin %86’sının mobil uygulama kullanımından oluşması, bunun en büyük göstergesi. Mobil uygulamalara ek olarak, “sosyal keşif” de en iyi 8 sosyal paylaşım sitesiyle beraber yükselişe geçiyor. (kaynak:Buzzfeed)

Credit: “Mobile Web Access to Surpass All Other Devices Combined by 2018.” ZenithOptimedia. N.p., 16 Sept. 2015. Web. 24 Feb. 2016.

Uygulama Gelişimindeki Süreç ve İşletme Bağlantılı Hatalar

Son birkaç yılda mobil uygulamalar, akıllı telefon kullanım oranındaki büyümeyle eş zamanlı olarak popülerlik kazandı. Sadece 2009’da dahi yaklaşık 2.5 milyar ücretli mobil uygulama indirildi ve bu rakamın 2017’de 270 milyara ulaşacağı tahmin ediliyor. Buna göre, indirme sayısının çokluğu, uygulamaların kullanıcılarının ilgisini uzun süre koruyamadığını gösteriyor. Verilere göre; bir mobil uygulamadaki etkinliğin %90’ı, uygulama indirildikten sonraki ilk altı ay içinde meydana geliyor.

Akıllara bir soru geliyor: Bir uygulamaya dayanıklılık gücü nasıl eklenir?

Daha doğrusu; yeni bir uygulama geliştirirken nelerden kaçınmalısınız ve sık yapılan hatalar neler. Uygulama tasarım ve geliştirme ajansı Nomtek’e göre; en yaygın hatalar iki kategoriye ayrılıyor: süreç bağlantılı hatalar ve işletme bağlantılı hatalar.

Süreç Bağlantılı Hatalar

Bir işi etraflıca anlamadan önce uygulama tasarlamak, süreç bağlantılı hata örneklerinin başında geliyor. Mobil uygulama başta iyi bir fikir gibi görünse de, kar getirmesinin bir garantisi olmadığını bilmek gerekiyor. Varolmayan veya sanıldığı kadar önemli olmayan bir sorunla karşılaştığında çözüm üretmede başarısız olabilir.

Bir diğer hata; uygulamanın bir kullanıcı yerine herhangi birinin problemini çözmeye girişmesi. Bilindiği üzere, bir uygulamanın başarısı kullanıcısının problemlerini doğrudan tespit edip çözebilmesine bağlıdır. Diğer  bir deyişle, uygulama kullanıma başlanıldığı andan itibaren kısa bir süre içinde kullanıcısına fayda sunabilmelidir. Çoğu uygulama için bu kısa süre, bir veya iki gündür.

Kullanıcının kazancı göz önünde bulundurulduğunda söz konusu olan başka bir yaygın hata ise uygulamanın viralleşeceğini varsaymak. Ne yazık ki, sayılı uygulama böyle bir başarı elde edebiliyor.

Uygulamayı geliştirirken tasarım planını baştan sona ele almamak, süreçle bağlantılı hatalar listesinin önemli maddelerinden biri. Diyelim ki, bir girişimci bir uygulama geliştirme uzmanını işe alıyor ve iş planıyla ilgili genel bilgi veriyor ve bu bilgileri uygulama geliştirirken kullanmasını bekliyor. Eğer uzman, işi tamamen anlayamazsa veya kullanıcı bakış açısına yeterince hakim değilse; iş, kusurlarla dolu ve başarısızlıkla sonuçlanmaya hazır bir ürünle sonuçlanabiliyor.

Bu süreç bağlantılı uygulama geliştirme hataları; tasarımcı, bir proje geliştirirken ölçülebilir hedeflere yer vermediğinde kaynaklanır.

İşletme Bağlantılı Hatalar – Uygulamayı Gelir Kaynağına Dönüştürme Sürecini Erteleme ve Yatırımın Getirisi (ROI)

Çoğu uygulama geliştirme uzmanı, işin kolay bölümünün -kullanıcı tabanının büyümesiyle- gelir akışını yönetmek olduğuna inanıyor. Çok sayıda kullanıcısı olan bir uygulamanın;

aldığı reklamlar, pazar satışı veya Facebook, Google gibi büyük şirketlerden gelecek yüksek miktarlı satın almalar aracılığıyla para kazanacağı düşüncesi çok yaygın.

Ne yazık ki işin aslı hiç de öyle değil. Pek çok uygulama, daha beklenen oranda büyüyemeden ve pazarda bilinirliğe erişemeden çıkmaza giriyor. Bu da sırasıyla; finansal kesintilere ve uygulama kullanıcılarından toplanan verilere bağlı hareket edememeye sebep oluyor.

Örneğin kurumsal bir uygulama olan Springpad, 5 milyonun üzerinde kullanıcıya ulaşmıştı ancak Haziran 2014’te parası tükendiği için; lansmanından tam altı yıl sonra kapandı. Springpad’in CEO’su Jeff Janer bunu; “Birçok ürün geliştirdik; ama bir iş geliştiremedik.” sözüyle özetliyor.

Yalnızca yeni markalar değil, Twitter gibi bilinen ve çok sayıda sadık kullanıcısı olan markalar bile kesintisiz gelir kaynağı üretmekde zorluk çekiyor. Pazardaki güçlü konumu, sürdürülebilir kâr yaratacak bir karma oluştururken sıkıntı yaşamasını engelleyemiyor.

İşte markanız için yeni bir uygulama geliştirirken karşılaşabileceğiniz sorunlar veya farkında olmadan düşebileceğiniz hatalar.

Risk almak büyük bir atılımda bulunmak değil, işini sağlam bir planla desteklemeden yürütebileceğine inanmaktır.

Credit: Clarke, Tim. “The Key Business and Process-related Mistakes in Mobile Application Development.” Developer Tech. N.p., 25 Jan. 2016. Web. 20 Feb. 2016.

 

Akıllı Telefon Kullanıcılarının Uygulama Kullanım Trendleri

 

Yaşları 13-64 aralığında seyreden her üç akıllı telefon kullanıcısından biri, cihazındaki uygulamaları haftada birkaç kez yenisiyle değiştiriyor. Yahoo’nun mobil uygulamaları ele alan yeni raporuna göre; bir ay içerisinde bu oran %52’ye varıyor. Yahoo’nun raporunda dikkat çektiği başka bir nokta ise silinen uygulamalar. İndirildikten sonra 3 aya yakın bir süre kullanılmayan uygulamalar, en çok silinen uygulamaların başında geliyor.Öyle ki, bu uygulamaların üçte biri indirildikleri hafta veya daha kısa bir zamanda siliniyor.

Yahoo araştırması, Amerika’da yaşayan 13-63 yaş arasındaki 2,590 akıllı telefon kullanıcısı ile gerçekleştirildi. Raporda katılımcıların %29’unun zamanının çok büyük bir kısmını akıllı telefonlarında geçirdiği veya telefonlarını bilgisayar işlevi görecek şekilde kullandığı belirtiliyor.

Ortalama olarak,

  • 12 hafta boyunca uyku halinde bekleyen uygulamaların en önce silindiği
  • 11 hafta içinde en hızlı kullanıcı kaybı yaşayan kategorinin içerik uygulamalarının olduğu belirtiliyor.

Bir uygulamanın silinmesinin en geçerli sebebi olarak, uygulamanın çok kullanılmaması (%55) görülüyor. Pek çok katılımcı, daha iyi veya kullanışlı bir uygulama (%53) bulduğunu belirtiyor. Kimileri yalnızca uygulamadan sıkıldığını (%52) söylerken, kimileri çok fazla reklam görmekten (%46) ve telefonlarındaki yetersiz hafıza ve depolama alanlarından (%45) yakınıyor.

Diğer veriler ışığındaki dikkat çekici başka bir çalışma ise, depolama alanı sorununun uygulamaların silinmesinde tetikleyici bir rol oynadığı vurguluyor. Quixey’nin yakın zamanda yaptığı bir araştırmada, mobil cihaz sahiplerinin, depolama alanlarının uygulamalar tarafından işgal edilmesinin uygulamalarla ilgili en sevmedikleri şeylerden biri olduğu ortaya çıktı.

Rapordaki bir çıkarıma göre; kullanılmayan uygulamaların yeni uygulamalarla değiştirilmesi uygulama indirme sürecini ve trafiğini yönetiyor. Bu nedenle rapordaki veriler, uygulama indirmelerinin arkasındaki tetikleyici unsurun “uygulama değiştirme” olduğu konusunda bir yönlendirmede bulunuyor. 10 katılımcıdan 6’sı, kullandıkları bir uygulamanın mevcut versiyondan tatmin ve memnun olmamalarının kendilerini yeni bir uygulama indirmeye yönelttiğini söylüyor. Kullanıcıları yeni mobil uygulamalar denemeye yönelten diğer önemli unsurlar:

  • Yeni bir şey arama/sıkılma (%80)
  • Kişisel tavsiye (%74)
  • Çocuklar (%70)
  • Mobil tarayıcıların kullanışsızlığı (%68) ve
  • Alışveriş deneyimini iyileştirebilecek bir uygulamaya ihtiyaç duyma (%65)

Kişisel tavsiyelerin listenin üst sıralarında yer alması oldukça dikkate çekiyor. Buna ek olarak; Google ve Ipsos’un yaptığı bir araştırmada, word-of-mouth’un (ağızdan ağıza pazarlamanın) akıllı telefon uygulaması keşfetmedeki temel etkenlerden biri olduğu ve “Kullanıcılar neden daha çok uygulama indiriyor?” sorusunu yanıtladığı görüldü.

İlginç bir şekilde, reklamlara yönlendirme listesinin en alt sıralarında rastlanırken, Yahoo araştırmasının katılımcıları,  reklamların da uygulama indirmeye yönlendirmede etkili olduğunu kaydetti. Benzer şekilde katılımcıların neredeyse yarısı, online reklamların uykudaki uygulamaların tekrar kullanılmaya başlattığını ve  %52’si ise aile, arkadaş ve tanıdıklarının uygulamaları yeniden aktifleştirmeye teşvik ettiğini ifade etti.

Bir başka üzerinde durulması gereken uygulama indirme tetikleyicisi; uygulama mağazaları (app store). Katılımcılar uygulama mağazaları sayesinde ilgilendikleri bir kategorideki bir uygulama için geniş çaplı arama yapma imkanı bulduklarını söylüyor. Kullanıcılara zaman kazandıran ve işlerini kolaylaştıran bu yönlendirmenin sıklıkla tercih edilmesi hiç de şaşırtıcı değil. Kullanıcı görüşleri ve oylamaları, uygulama mağazasının bir başka önemli uzantısı. Negatif yorum alma, kullanıcılar için bir uygulamayı indirmemek için haklı bir sebep.

 

Credit: “What Prompts Smartphone Users to Download Apps #8211; and Why Do They Delete Them?” MarketingCharts. N.p., 14 Jan. 2016. Web. 17 Feb. 2016.