Yazılar

Mobil Pazarlamaya Yönelmeniz İçin 10 Neden

Bir dönem, internet pazarlamacılığı bütün pazarlamacıların göz bebeğiydi. Çeşitli faydalar sunarak, geleneksel pazarlamanın doğasını ve şirketlerin iş yapma şeklini değiştirdi. Bugün, ileri teknoloji ürünü mobil cihazların  internet ve internetle çalışan cihazlarla olan iletişimimizi yeniden yapılandırmasıyla mobil pazarlama bir zamanların trendi internet pazarlamacılığını geride bıraktı. Böylece pazarlama, mobilin çevresinde şekillenip ilerleyen bir noktaya geldi.

Mobil pazarlamayı ciddiye almak için pek çok haklı sebep var. Diğer bir deyişle girişimcilerin, işletmelerini daha az iş gücüyle daha çok fayda ve kar elde etmesini sağlayacak fırsatlar. Düşük maliyet, kişiselleştirme, kullanıcı verilerini takip etmedeki kolaylıklar ve nicesi…

Mobilin, pazarlama planınıza sunduklarına biraz daha yakından göz atmaya ne dersiniz?

Anlık ve Hızlı Sonuçlar

Günümüzde kullanıcılar mobil telefonlarını yanından neredeyse hiç ayırmıyor. Hatta çoğu zaman bütün dikkatleri telefonlarında oluyor. Bu da demek oluyor ki, gönderilen bir mesaj telefonlarına ulaştığı an okunmuş sayılıyor. Telefon bekleme modunda olduğunda dahi kullanıcı telefonu açtığı an, mesajı teslim ediliyor. Mobil pazarlama teknikleri, her şart ve koşulda anı hedef alıyor ve hız kazandırıyor. Bu sayede çalışmalarınızın yansımalarını çok hızlı bir şekilde görebiliyorsunuz.

Uygun Maliyet

Mobil cihazlar için içerik oluşturmak masaüstü ya da dizüstüne kıyasla çok daha kolay ve maliyetsiz. Metin, fotoğraf ya da video ayırt etmeden daha düşük bir bütçe ayırarak büyük bir dönüşüm elde edebilirsiniz.

Kullanım Kolaylığı

Mobilin bağlamı kullanıcılara promosyon iletmeyi ve teşvik edici hizmetler pazarlamayı kolaylaştırıyor. Öyle ki, kullanıcı sanal bilgiyi nereye giderse oraya götürüp ihtiyaç duyduğu herhangi bir anda kullanabiliyor. Bu şekilde mesajınızın son tüketim tarihi biraz daha erteleniyor.

Yükselen Sade İçerikler

Mobil telefonların ekran boyutu küçük olduğu için görüntülenen içeriğin boyutu sınırlanıyor. Minimalist düşünebilen içerik üreticileri için oldukça elverişli bir çalışma ortamı. Ayrıca daha az karmaşık olan içeriklerin mobil platformlarda yükselme şansı da bu sayede artıyor.

Doğrudan Pazarlama

Mobil platformlar kullanıcıların mobil telefonlarıyla doğrudan etkileşime geçiyor ve kişiselleştirilmiş bir etkileşimi mümkün kılıyor. Pazarlamacılar bu sayede mobilden faydalanarak kullanıcıyla doğrudan diyalog kurabilir ve kısa mesaj aracılığıyla anlık geri bildirimler elde edebilir.

Kullanıcı Cevap Takibi

Mobil ile, kullanıcı cevapları neredeyse anı anına takip edilebiliyor. Bu şekilde, mobil pazarlamacıların kullanıcı davranışlarını anlama ve analiz etme süreci iyileşiyor. Bunun yanında elde ettikleri verilerden yol çıkarak hizmetlerini geliştirebilme fırsatı doğuyor.

Yüksek Viral Potansiyeli

Mobil içerik kullanıcılar arasında kolaylıkla paylaşılabildiği için mobil pazarlamanın büyük ölçüde viral faydaları olabiliyor. Kullanıcılar iyi buldukları bilgi ve teklifleri arkadaş ve aileleriyle paylaşmak gibi eğilim gösterebiliyor. Bu da şirketlerin mesajlarının ekstra bir çaba harcamadan büyük kitlelere yayılması ile sonuçlanabiliyor.

Kolaylaşan Kitle İletişimi

Mobil telefonu olan kişi sayısı masaüstü ya da dizüstü olanlardan çok daha fazla olduğu için mobil pazarlama, pazarlama uzmanlarının çok daha geniş ve çeşitli bir kitleye ulaşmasına yardım ediyor. Bu faydanın etkisi, özellikle dünyanın uzak bölgeleri söz konusu olduğunda daha da artıyor. Mobil pazarlama; GPS ve Bluetooth teknolojilerini kullanarak, girişimcilerin kullanıcıların konumunu belirleyip konum özelinde mesajlar göndermelerine imkan veriyor.

Mikroblog Faydaları

Twitter ve Tumblr gibi mikroblog platformlarını kullanan mobil kullanıcıların sayısı gittikçe artıyor. Promoted tweetler, influencerlar ve mecranın sunduğu daha pek çok pazarlama yöntemi; pazarlamacılara yaratıcılıklarını kullanmaları için bir şans veriyor.

Mobil Ödeme

Mobil ödeme, son zamanlarda kullanıcılar tarafından sıklıkla tercih edilen ve pratik bulunan bir yöntem. Artık kullanıcılara ileri düzey mobil web sistemleri aracılığıyla çalışan güvenli bir online ödeme ortamı sunuluyor. Bu, kullanıcının mobil üzerinden alışveriş ya da online fatura ödemesi yapacağı zaman fiziksel bir ortama ihtiyaç duymadığı anlamına geliyor. Böylelikle sokakta karşılaşamayacağınız müşterileri sanalda yakalamak gibi bir fırsatınız oluyor.

 

Kaynak: https://www.lifewire.com/advantages-and-disadvantages-of-mobile-marketing-2373124

Kâr Getiren Can Sıkıntısı:  Mobil Bağımlılık

“Çok sıkıldım.”

Haftada kaç kez bu cümleyi kuruyor ya da duyuyorsunuz? Eğer en az bir kereyse, American Psychological Association’ın yaptığı bir araştırmaya göre, aynı şekilde hisseden %63’lük bir kesime dahilsiniz demektir. Aynı araştırma, sıkıntınızın lokasyon veya nüfusun yapısal özellikleri gibi faktörlerden kaynaklanabileceğini de belirtiyor ve muhtemelen sıkıntımızdan kaçmak için kullandığımız ortak bir yol var: internet.

Bu sıkıntı hali, kendini en çok zamanımızın %90’ını geçirdiğimiz “mobil uygulamalar”da belli ediyor. Uygulama çatısının altındaki kategorilere göre zamanımız şu şekilde bölünüyor:

  • Mesajlaşma ve sosyalleşme %68
  • Eğlence (Youtube gibi uygulamalar dahil olarak) %44
  • Oyun oynama %33.

Daha derine inersek, mobil sosyalleşme uygulamalarında geçirilen zamanın %70’ini medya kapsıyor. Peki ya tüm bu faktörler ne anlama geliyor? Sonuçta mobil cihazlarımızı sadece eğlenmek için kullanıyoruz.

Uygulama geliştiricilerin uygulamalara olan düşkünlüğümüzü bir fırsat olarak gördüğünü söyleyebiliriz. En stratejik düşünenleri, bu can sıkıntısının bir gelir kaynağına dönüştürülebileceğini biliyor.

 

Öyleyse bunu nasıl yapıyorlar?

Psikoloji bu noktada büyük önem taşıyor ve bunu söylemek pek hoş olmasa da, beynimizin bağımlılık tuşunu açmanın yollarını aranıyor. Hubspot, bu konu hakkında bir araştırma yapmış ve can sıkıntısından kâr elde etmede en başarılı uygulamaları listeleyip bunu nasıl yaptıklarını anlatmış. Biz de bu raporu size sunuyoruz.

 

Sıkılmanın Psikolojisi – Neden Sıkılıyoruz?

Tavuk ve Yumurta Senaryosu

Canımız sıkıldığında rahatlamak için mobil uygulama kullanmamıza rağmen, bazen sıkıntımızın ana kaynağı uygulamanın ta kendisi olabiliyor. Temple Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, mobil cihazlarla ilişiğimizin bizi daha sabırsız ve dürtüsel yaptığını söylüyor. Buna göre, bir uyarıcının eksikliğine tahammül edemiyoruz. Teknoloji her an elimizin altında olduğundan, oturup başka bir şeyle ilgilenmek bizim için daha zor. Dahası, kullanım sıklığımız arttıkça, direnmek için harcadığımız çaba da aynı oranda azalıyor.

 

Nörolog James Danckert, can sıkıntısını “öz denetim mekanizmasındaki bir eksiklik” olarak açıklıyor. “Tamamlamanız gereken görevlerle ilgilenmekte zorluk yaşamanız da denebilir. İrade gücünüz arttıkça daha az sıkılacaksınız.” diye ekliyor. İrade gücüne sahip olmamanın diğer adı nedir? Dürtüsel ve anlık hareket etmek… Mobil kullanımımızın artışıyla, daha sık deneyimleyeceğimiz bir davranış modeli.

 

O halde neden can sıkıntımızı hafifletmek için mobile başvuruyoruz?

Maggie Koerth-Baker Scientific American’da “İnsanlar can sıkıntısından kurtulmak için çok uğraşacaktır.” diyor. Kısa zamanda aşırı yemek yeme vb. sağlıksız ve dürtüsel davranışlara yönelmek gibi. Mobile yönelmek modern dürtülerimizle verdiğimiz en kâr sağlayıcı karar olabilir.

 

Haydi bağımlılıklarımızı kazanca dönüştürmede en başarılı gördüğümüz uygulama geliştiricilerine bir göz atalım.

 —

Sıkıntı Madenini Keşfedip Altın Çıkartmış 3 Mobil Uygulama

  1. Tinder

Time dergisi 2014’te Tinder’ın kurucularını tanıttığında, Laura Stampler uygulamayı kusursuz bir şekilde özetlemişti:

 

Kullanıcılara potansiyel eşleşmeler için diğer kullanıcıların fotoğrafları gösteriyor. Ekranı sağa kaydırarak ‘beğen’, sola kaydırarak ‘geç’ komutunu veriyorsunuz. Karşılıklı beğeniler ile eşleşme gerçekleşiyor. Buna göre isterseniz aramaya devam ediyorsunuz, isterseniz de eşleşmelerinizle konuşmaya başlıyorsunuz. ‘Oynamaya devam et!’ seçeneği pek ikna edici olacak ki, uygulama günde 500 milyon eleme ve 5 milyon eşleşme salgınını oluşturuyor.

 

Stampler’ın kullandığı kelimeye dikkat edin: “Salgın”. Biriyle tanışma konusuna yoğunlaşmayan biri bile es geçme özelliğinin bağımlılık yapan etkisine kapılabiliyor. Kendinizi otobüs beklerken, oturma odasında otururken ya da göz ucuyla televizyon izlerken bile eşleşmek üzere Tinder’a göz atarken buluyorsunuz. Bu aslında biraz da yeni kişilerle tanışmaktan çok, yalnız birinin boş zamanını geçirmek için kullandığı bir etkinliğe dönüşüyor.

 

Uygulamanın ‘aramaya devam etme’ özelliğinin cazibesine kapılmamak gerçekten güç. Daha çok aradıkça, eşleşmelerinize daha az ilgi gösterdiğinizi bile fark ediyorsunuz. İlginç bir şekilde bu kendini tekrarlayan eylem canınızı sıkmaya başlıyor ancak yine de elinizde olmayarak uygulamada kalmaya ve ‘oynamaya’ devam ediyorsunuz. Bu psikoloji, yazının başında açıkladığımız anlayıştan kaynaklanıyor. Eğer uygulamayı silmezseniz yüksek versiyonu satın alıp neredeyse aynı deneyimi reklamsız bir şekilde yaşamayı göz önünde bulundurabilirsiniz. Bugün Tinder’ın daha fazla yenilik için ödeme yapmaya gönüllü 1.7 premium üyesi var.

 

  1. Pokémon GO

Yakın zamanda şehir dışındaki bir arkadaşımı ziyaret ettiğimde ne zaman bir yere yürümemiz gerekse öfkeli bir şekilde telefonuyla uğraştığını gördüm. Bir harita uygulaması kullandığını düşünerek “Kayıp mı oldun?” diye sordum.

 

“Hayır.” diye cevapladı. “Sadece Pokémon GO oynuyorum.” Adını henüz duymayanlar için Pokémon GO, belirli konumlara yerleştirilmiş oyun karakterlerinin real-time’da yakalanmasından yola çıkan online bir uygulama. Bir çeşit mobil VR da denilebilir.

 

Çok şaşırmıştım. Çünkü Pokémon GO’nun etkisinin çoktan azalıp kaybolacağını düşünüyordum ve bu ziyaret bu düşüncemden birkaç ay sonra gerçekleşmişti. Sıkıcı bir yol arkadaşı mıydım? Yoksa arkadaşım merak ve sıkıntısını gideren bir uygulamanın bağımlısı mı olmuştu?

 

Bu tarz soruları soran tek kişi ben değilim. Çok sayıda psikoloji yayını beynimizin Pokémon GO gibi uygulamaları nasıl işlediğini açıklamaya girişiyor. Hatta, İnternet Oyunları Oynama Hastalığı (Internet Gaming Disorder), Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’nda resmi bir bağımlılık çeşidi olarak yer aldı.

 

Araştırmalar sıkılmaya daha meyilli kişilerin, uyuşturucu ve alkol bağımlılığına düşmek konusunda daha öncelikli olduğunu gösteriyor. Mobil bir uygulamaya bağlanmanın çok ciddi bir durum olup olmadığı tartışılır. Şimdilik kesin olan bir şey varsa, o da diğer bağımlılık türleriyle benzer bir psikolojik süreci takip ettiği. – Tatmin olmak için sürekli daha fazlasını istemek gibi – Uygulama içi satın almaların Pokémon GO’ya yüksek bir gelir kaynağı yaratmasının  (günde 2.3; 2016 sonuna kadar ise 342 milyon dolar) başarısı belki de burada saklıdır.

 

  1. Candy Crush Saga

Bu örnek uygulama içi satın almaların büyük finansal ödülleri olduğunun başka bir göstergesi. Candy Crush Saga, oyun sektörün devi King Digital’ın (görünürde) ücretsiz sunduğu bir mobil uygulama. Sizden indirme için bir ücret talep etmiyor ancak ekstra can ve daha yüksek bir puana ulaşmanızı sağlayan diğer özellikler premium ücretlendirmelere giriyor ve günlük olarak 1.103.436 dolar gelir getiriyor.

 

Ancak şöyle bir durum da var, oyunu kazanıp yüksek bir puana ulaştığınızda ya da herhangi bir görevi başarı ile tamamladığınızda; beyninizin kokain kullanımında uyarılan bölümü aktif hale geçiyor. Araştırma aynı zamanda kazanmaya dair tüm aktivitelerin metamfetamin ve benzeri maddelerle aynı hazzı veren sinyalleri tetiklediğini belirtiyor. Ek olarak, davranış döngüsünün de eroin bağımlılarınınkiyle büyük benzerlik taşıdığı vurgulanıyor.

 

Büyük resmi görmeye başladınız mı?

Yazı boyunca bağımlılık kelimesinin üzerinde biraz fazla durduğumuzun farkındayım. Ancak insanların yalnızca eğlenmek ve vakit geçirmek için katıldığı bir aktiviteden günde 1.103.436 dolar gelir elde edilemeyeceğinin anlaşılmasını çok önemsiyorum. Mobile bağımlılığın insanların daha çabuk sıkılmasına yol açması ve bu sıkıntının körüklenip dürtüsel bir dijital alışkanlığa evrilmesi, olaylarının ciddiyetini kanıtlıyor.

 

Etik bunun neresinde?

Ne yazık ki bu sorunun basit bir cevabı yok. Ancak pazarlamacıların can sıkıntısına altın madeni gibi yaklaşması ve ince bir işçilik sergileyerek büyük miktarda kazanç sağlaması etik davranışa dahil. Örneğin, küçük ve orta ölçekli işletmeler ile gönüllü kuruluşların partner olup farkındalık yaratması için güzel bir fırsat. Belki bu markalar tarafından ‘uygulama içi satın alma’ yerine, ‘uygulama içi bağış yapma’ seçeneğini tanıtacak dijital araçlar dahi geliştirilebilir.

 

Diyelim ki bölgedeki bir emlak ofisi böyle bir ayrıcalıktan yararlanmak istiyor. Fiyatlandırma için bir uygulama geliştirebilir ve mesajlarını basit bir oyunun içinden verebilir.  İnsanlardan uygulama içi özellikler için ek ücret talep etmek yerine, insanları uygulamayı kullanmaya devam etmeleri için Habitat for Humanity gibi bir vakıf ya da sosyal sorumluluk çalışması için reklam vererek cesaretlendirebilir. Her X sayıda indirme için ya da X sayıda kulanıcıda bir bağış yapılabilir.

 

Sıkıntı iyilik veya kâr güden bir amaç için kullanılabilir. İnanın ihtiyacınız olan sadece biraz yaratıcılık ve sağlam bir strateji.

 

Kaynak: https://blog.hubspot.com/marketing/boredom-apps-mobile-addiction#sm.0001mjxs710nieczx3h2keprj8kjx

 

Mobil Stratejinizin Etkisini Arttıracak 7 Tavsiye

Belki de tarihte ilk kez, mobil cihazların sayısı yeryüzündeki insanların sayısını aştı. Bu dönüm noktası, girişimciler için çok önemli bir gerçeğin altını çiziyor: mobil cihazların sayısı arttıkça önemleri de artacak.

Tüketicilerin %85’i mobil cihazlarının günlük hayatlarının vazgeçilmez bir parçası olduğuna inanıyor. Kesin olan bir şey var ki tüketiciler ve dolayısı ile mobilin yükselişinin farkına varıp tüketicilerine akıllı telefon ve tabletlerle ulaşan (ve günden güne sayıları artan) işletmeler için, mobil arayüz büyük bir önem taşıyor. Mobil odaklı bir strateji, şirketlerin her kategoriden müşteriye erişimini sağlayıp güçlü bir endüstriyel avantaj elde etmesine yardımcı olabilir.

Ancak mobil bir strateji yaratmak, sadece bir uygulama geliştirmekten çok daha fazlasıdır. Başarılı bir mobil strateji yüz yüze, mobil ve geleneksel online deneyimlerinizin tümünün müşterileri işletmenizle etkiletişime geçmeye motive eden uyumlu bir mesajı aktarmasıyla mümkün olabilir. Öyleyse mobil stratejinizin etkisini arttırmak için faydalanabileceğiniz 7 tavsiyeye bir göz atalım.

1. Attığınız her adım mobil stratejinizle uyumlu olsun.

Bu ayın trendini takip etmeye karşı güçlü bir istek duyabilirsiniz ama eğer bu moda, büyüme stratejinizle uyum sağlamıyorsa; emin olun ki size hiçbir fayda getirmeyecektir.

Örneğin, son zamanların gündemini yerinden oynatan mobil uygulamaları ele alalım. İlgi gördükleri bir gerçek. Yine de unutmayın; ortalama bir ücretli uygulama ayda 500 dolar kâr getirir. Bu, yatırım yapmayı göze almadan kârlılık beklememeniz gerektiği anlamına geliyor. Eğer stratejinize mobil bir uygulamayı dahil edecekseniz, ortaya sizi geliştirecek bir iş çıkardığınızdan emin olun.

2. Harika deneyimler tasarlayın.

Müşterilerinize markanızla yeni ve heyecan verici yollarla iletişim kurabileceği bir deneyim sunmaya odaklanın. Çoğu kullanıcı mobil uygulamaların iki saniye içinde yüklenmesini bekliyor ve %85’i mobil uygulamayı mobil web siteye tercih ediyor. Bir düşünün, büyük ihtimalle en az bir kez uyumsuz bir tasarımı ve başarısız bir yönlendirmesi olan mobil bir web siteyi ziyaret etme deneyimi yaşadınız ve bu hiç hoş bir tecrübe değildi. Öyleyse kendinizi kullanıcıların yerine koyun ve kullanıcılara güzel deneyimler yaşatabilecek bir uygulama geliştirmeyi hedefleyin.

3.Uygulama programlama arayüzlerini kullanın.

Uygulama programlama arayüzleri, birbiriyle iletişim halinde olan ve sizi gereksiz özellikler tasarlamaktan kurtaran sistemlerdir. Twitter trafiğinin %75’i bu arayüzlerden (diğer bir deyişle üçüncü parti kullanıcı büyüme stemlerinden) gelir. O halde diğer uygulamaların kullanıcı tabanından elde edilen kullanıcı bağlantılarından nasıl faydalanabileceğinizi düşünmeye başlamanın tam sırası.

4. Esnek bir strateji kurgulayın ve rakamları önemseyin.

Akıllı telefon pazarı tahminen önümüzdeki 4 veya 5 yıl içinde her sene %10’dan fazla artış gösterecek ve önümüzdeki 3 yıl içinde mobil uygulama indirmelerinin sayısı iki katına çıkacak. Rakamlara bakarak mobil stratejinizin yeniliklere hızlıca adapte edilebilecek kadar esnek olması gerektiğini söyleyebiliriz. Böylelikle yükselen bu ivmeden payınızı düşeni almakta gecikmezsiniz.

5. Geliştirilmiş bir deneyim sunun.

Mobil deneyiminizi web site deneyiminizle uyumlu olacak şekilde ayarlayın. Bu sayede kullanıcılar cihazlar arasında kolaylıkla geçiş yapabilir. Kullanıcıların yalnızca %16’sı teknik sorunlar çıkaran uyumsuz uygulamalara iki kereden fazla deneme şansı veriyor. Spotify’ı ele alalım. Kusursuz bir mobil ve masaüstü performansına sahip. Kullanıcılar mobilde dinledikleri bir şarkıyı durdurup masaüstünde oturum açtığında kaldığı yerden devam edebiliyor. Yani cihazlar arası geçişin düzgün bir şekilde gerçekleştirilebilmesi adeta bir gereklilik.

6. Güçlü bir takım kurun.

Bir uygulamanın iskeletini hazırlamak 10.000 dolara mal olabiliyor ve zengin grafikleri olan bir uygulama söz konusu olduğunda bütçe milyonları bulabiliyor. Başarılı uygulamalar geliştirmek için yetkin kişilerden oluşan bir ekip kurmak bu sebeple oldukça kritik değer taşıyor. Kurum içi yazılım geliştirme takımı (in-house development team) oluşturmak başlangıç için uygun. Planınızı şekillendirirken ihtiyaç duyabileceğiniz teknik müdahaleleri bu sayede yapabilirsiniz ve dışarıdan birinin desteğinden bağımsız hareket edebilirsiniz.

7. Müşterilerinizin verilerini koruyun.

Müşteri verilerinden bahsedildiğinde, bilginin korunmasının ciddiyetini de konuya dahil etmek gerek. Veri şifreleme ve depolama alanı gizliliği gibi uygulamaları stratejinize ekleyebilirsiniz.

Söz tekrar mobil stratejiye gelmişken, mobil stratejiye dahil olan başarılı bir marka örneği verelim: Flipboard. Tamamen mobilleşmiş dijital bir dergi. Dergi okumayı akıllı telefon ve tablet kullanıcıları için çok yönlü ve keyifli bir deneyime dönüştürdü. Bunun yanında kullanıcıların kendi dergilerini yaratabilmelerine ve kendileri ile aynı ilgi alanlarına sahip kişileri bir araya getirme imkanı sunuyor.

İşletmenizin hedefleri ve buna bağlı olan müşterilerinizin ihtiyaçlarına uygun olarak tasarlanacak bir mobil strateji, hedef kitlenizle çok daha derin bir seviyede iletişim kurmanızı sağlayabilir. Güçlü bir mobil strateji aynı zamanda şirketinizin tasarlanan büyüme planındaki konuma ulaşmasına yardım edebilir.

Kaynak: https://www.entrepreneur.com/article/242667

Mobil Uygulama Geliştiricilerin Kar Etme Aşamasında Yaptıkları 7 Hata – Bölüm 2

App Store’da kategorinizdeki en popüler uygulamalar arasında değilseniz, dikkat çekmeniz çok zor olabilir. Uygulamayı geliştirmek ve çeşitli platformlarda satışa sunmak tek başına yeterli değil. Detaylı hazırlanmış; her platformun eşsiz özellikler ve kısıtlamalarına uygun, bütüncül  bir pazarlama yaklaşımına ihtiyacınız var.

  1. Oyun oynarken reklamın müdahale etmesine izin vermek: Mobil reklamlar, ücretsiz uygulamaların para kazanması için ideal bir yoldur. Çünkü bu sayede, kullanıcılarınızın gözlerinin (oyun oynama ya da uygulamanızı kullanmaları sırasında) ekranda gezinmesinden gelir elde edebilirsiniz. Asıl sorun geliştiriciler kullanıcı deneyimini bozacak ölçüde reklam kabul ettiği zaman başlıyor. Örneğin Angry Birds’ün ücretsiz versiyonu, kullanıcı oyunu belirli bir sayıda oynadıktan sonra TV reklamına benzeyen bilgilendirici bir spot sunuyor. Bu aşırı derecede müdahaleci görünmüyor çünkü reklamlar yalnızca oyundaki bölüm sonlarında ortaya çıkıyor. Böylece kullanıcının deneyimleme süreci aniden kesintiye uğramıyor.

Eğer mobil reklamlarınız kötü bir şekilde yerleştirilirse kullanıcılarınızı rahatsız edebilir ve uygulamanızdan uzaklaştırabilirsiniz. Bir uygulama geliştiricisi olarak, kullanıcılarınızı telefonu ellerinden düşüremeyecekleri kadar oyuna dahil etmelisiniz. Reklamlar tarafından engellenmek, kullanıcılarınızın büyük bir ihtimalle oyununuzu oynamayı bırakması ve mobil reklamlardan elde ettiğiniz gelire veda etmeniz ile sonuçlanabilir.

  1. Müşteri beklentilerini oluşturmamak: App Store veya Android Market’teki her uygulamanın, mobil uygulamanızın ne olduğunu, ne amaçla oluşturulduğunu ve neden indirmeniz gerektiğini özetlediği bir açıklama bölümü vardır. Bu kısım, kullanıcılarda beklenti oluşturmak için ideal yoldur. (Çok büyük bir vaat vermediğinizden ya da abartılmış ve asılsız iddialar oluşturmadığınızdan emin olun.) Eğer uygulamanızın kapsamadığı özellikler varsa, en başından açıkça ifade edin. Müşterilerinizin uygulamanızdan beklentileri  (uygulamanızın karşılayamayacağı türden) artarsa, büyük bir olasılıkla kötü yorumlar alacak, kazancında düşüş yaşayacak ve mevcut fırsatları değerlendiremeyecek. Uygulama geliştirme piyasasında pazarlamacılığın bir mottosu vardır: “beklentiyi düşük tut ya da aş”.
  1. Uygulamanın değeri hakkında dürüst olmamak: Çoğu uygulama geliştiriciler uygulamalarının değeriyle ilgili abartılı düşüncelere ve ne kadar kazanç getireceğine dair gerçek dışı beklentilere sahip. Mobil uygulamanızı pazarlamaya başlamadan önce, bu konuda kendinize karşı dürüst olun ve şu soruyu sorun: “Oyununuz gerçekte ne kadar iyi? Ne gibi iyi özellikleri var? İnsanların para ödemek isteyeceği neye sahip?” Uygulamanızı rastgele bir rakam seçmek adına 0.99 TL’ye satmaya çalışmayın. Daha önce de bahsettiğimiz gibi, uygulamanızı ücretsiz olarak sunmanız reklam, üyelik, premium yükseltmeler ve sanal ürünler ile para kazanmak için daha etkili bir hamle olacaktır.
  1. Analizlerin avantajından faydalanmamak: Şirketler, reklam ve pazarlamacılık tarihinde,söz konusu tanıtım harcamaları olduğunda, uzun bir süre için kör uçmayı tercih ettiler. Yani verdikleri paranın nereye gittiğini takip edemediler. TV reklamlarını her zaman kimin izleyip izlemediğini bilememek ve eğer bir ürünü satın alıyorlarsa bunun reklam sayesinde olup olmadığından emin olamamak da buna dahil. Uygulama geliştiricilerinin mobil uygulamalarını pazarlama süreçleri, bu örneklerden çok farklı. Çünkü uygulama pazarlamasında, kullanıcı davranışlarını takip etmek ve kullanıcı cevaplarını ölçmenin pek çok başarılı yolu var. Uygulamanızı kaç kişinin indirdiğini, uygulama mağazasındaki web sitenizi kaç kişinin ziyaret ettiğini ve kaç kişinin uygulamanızı satın almadan sadece açıklama kısmını okuduğunu öğrenebilirsiniz. Kısacası, nelerin işe yaradığını ve neleri işler hale getirebileceğinizi öğrenebilirsiniz. Böylelikle daha fazla sayıda kişiye ulaşıp satışlarınızı arttırabilirsiniz.

Bu hatalardan herhangi biri bile tanıdık geliyor mu? Eğer cevabınız evet ise, hiçbir şey için henüz çok geç olmadığını bilmek sizi mutlu edecektir. Pazarlama stratejinizde birkaç değişiklik yaparak, mobil uygulamanızı bir kâr makinesine dönüştürebilirsiniz.

Mobil uygulama geliştirme dünyası oldukça hareketli ve bu işin parçası olmak, daima yeni şeyler öğrenebileceğiniz ve bir şeyleri yapmanın yeni yollarına adapte olabileceğiniz anlamına geliyor. Her hata sizi daha büyük bir başarıya ulaştıracak.

http://ryanmorel.com/7-mistakes-app-developers-make-when-monetizing-their-apps-part-2/

Mobil Uygulama Geliştiricilerin Kar Etme Aşamasında Yaptıkları 7 Hata- Bölüm 1

Milyonlarca akıllı telefon kullanıcısı bilgiye, eğlenceye, alışverişe ve sosyal ilişkilere mobil üzerinden anlık erişime şansına sahip. Bu şansı yaratan uygulama geliştiriciliği, hızla en heyecan verici ve kazançlı kariyer planları arasına dahil oluyor. Ne yazık ki  Angry Birds gibi başarılı uygulamalara karşın, binlerce kâr getirmeyen mobil uygulama da var.

Bu oldukça ilginç bir durum. Çünkü uygulama geliştirici ve pazarlamacıların mobil uygulamalar üzerinden kâr elde etmeleri için App Store ve diğer uygulama mağazalarındaki yoğun rekabete rağmen şimdiye dek olmadığı kadar çok imkan var. Günümüzde başarılı bir mobil uygulama geliştirici olmanın ilk şartı geçmişi geride bırakmak. Artık uygulamalar “Ücretli – Ücretsiz” olduklarıyla ya da 0.99 TL veya 1.99 TL olmalarına göre değerlendirilmiyor. Eğer uygulamalardan para kazanma sürecinizi eski düşünce kalıplarıyla yönetmezseniz, evrenin size sunacağı sayısız fırsatı kazanca dönüştürebilirsiniz.

Eğer işletmesinin başarıyla ilerlemesini hedefleyen bir uygulama geliştirici ya da pazarlamacı iseniz, ya da varolan bir uygulamayı kâr getiren bir seviyeye taşıma niyetindeyseniz; kendinize şunu sormanızda fayda var: Çok sık yapılan hataları tekrarlıyor olabilir miyim?

İşte uygulama geliştiricilerin gelir elde etme aşamasında yaptıkları 7 büyük hata:

 

  1. İndirme başına premium ödeme zorunluluğu getirmek: Bir uygulamadan gelir elde etmenin en bariz ve kolay yolu, ücretlendirmek gibi geliyor değil mi? Sonuçta 5.000 uygulama satın alımı, indirme başı 1 TL üzerinden hesaplanırsa 5000 TL değerinde bir kârdan bahsediyoruz demektir. Kulağa çok mantıklı gelse de, ne yazık ki işler tam olarak böyle yürümüyor. Pazardaki uygulama yığını detaylı olarak incelenmiş ve birtakım sonuçlara ulaşılmış. Çoğu uygulama kullanıcısı -ortada çok ikna edici bir sebep olmadığı sürece- 1 TL gibi az miktardaki bir bedeli dahi ödemeye gönüllü olmuyor. Birçok uygulama, kullanıcılara denemek ve üretmek için indirme işleminden ücret talep etmediği halde bundan gelir elde edebiliyor. Kitleye ulaşıp dikkatini çekebilirseniz; mobil reklamcılık, uygulama içi ücretlendirme, offer wall gibi daha pek çok şekilde gelir ve kâr etme yolları bulabilirsiniz. İndirme başına ücretlendirme doğru şartlar altında iyi bir gelir kaynağı olabilir ama geçmişte bilinen başarılı bir uygulaması ya da ödeme konusunda istekli bir kitlesi bulunmayan uygulama geliştiricileri için uygulamanın ücretsiz sunulması çok daha iyi olacaktır. Önce uygulamanızın indirilmesini sağlayın, sonra para kazanmaya başlayın.

 

  1. Gelir kazanma modelini uygulamayı tamamladıktan sonra belirlemek: Uygulama geliştirme ve pazarlama, geniş kapsamlı ve ortak bir stratejik planın parçaları olmalı. Harika bir uygulama geliştirip App Store’da kaderine terk edip yığınla kazanç getirmesini bekleyemezsiniz. Uygulamanız ne kadar iyi olursa olsun; öncelikle indirilme aşaması için detaylı ve çok adımlı bir pazarlama planına ihtiyaç vardır. Sosyal medya pazarlaması ve tanıtım çalışmaları ile de bu plan desteklenir. İnanın çoğu uygulama geliştirici pazarlamacı ya da satış uzmanı olmak için doğmamıştır. Nefes kesen bir uygulama tasarlama ve muhteşem kodlar yazmak, uygulamayı satmak ve daha geniş kitlelere tanıtmak için farklı yetenek setleri gerekir.

 

  1. Farklı platformların yaklaşımına göre şekillenememek: Çok sayıda uygulama geliştirici, bir pazarlama kalıbını benimseyip bütün pazarlama kanallarında aynı planı öne sürüyor. Ancak işin doğrusu; tıpkı bir iOS uygulaması kodlamak için Android uygulamasından farklı bir programlama dili gerekmesi gibi, bir uygulamayı App Store’da satmak için Android Market’tte olduğundan farklı yaklaşımlar gerekiyor. Her uygulama mağazasının kendine özgü hizmet kullanım şartları ve uygulamaları düzenleyen kuralları var. Bunlar pazarlama planınızı kâr etme ve dağıtma açısından etkiler. Bazı uygulama mağazalarının oldukça kısıtlayıcı kralları var. Öyle ki, kârlılık oranında ufacık bir düşüş fark ettiği anda uygulamayı mağazadan kaldırabiliyor.

http://ryanmorel.com/7-mistakes-app-developers-make-when-monetizing-their-apps-part-1/

A/B Testi Yaparken Dikkat Etmeniz Gereken 4 Madde

Madalyonun diğer yüzü her zaman ışıl ışıl değildir ama yine de öyle mi diye merak ederiz. Web sitesinin kullanıcı kullanılabilirliğine uygun olup olmadığı da herkes için merak uyandıran durumlardan biri. Anlamsız bir risk almak istemiyor ve web sitenizin gelişim yolculuğundaki basamaklardan biri olan A/B testine sağlam bir adım atmak mı istiyorsunuz?

Gelin Mediahawk’ın pazarlama müdürü Natalia Selby’nin A/B testinin felaketle sonuçlanmasını önleyecek uyarılarına kulak verelim.

A/B testi -bölünmüş sınama yöntemi olarak da bilinir- bir web sayfası, e-mail, reklam metni veya başlık gibi bir ögenin iki farklı versiyonu hakkında “Hangisinin performansı daha iyi?” sorusuna cevap getirir. Aynı içeriğin, aynı zaman diliminde farklı iki versiyonundan elde edilen sonuçları kıyaslar. Aynı zamanda, web sitenizin mevcut trafiğindeki dönüşümü maksimum orana çıkarmak için basit ve uygun maliyetli bir yöntemdir.

Bir A/B testi size başarının garantisini vermez. Ancak 25 örnek vaka sonucunun ortalamasına bakarsak, kazanan versiyonun dönüşüm oranını %48 gibi şaşırtıcı bir rakama kadar arttırdığını görebiliriz.

Sitenizdeki farklı ögeleri test etmek icin farkında olmanız gereken durumlar:

1.Web siteniz dönüşüm getirmediğinde

Sorular ve dönüşümler, web sitenizin ne için var olduğunu ortaya koyar.

Web siteniz sadece trafik çekmek için bir yem olarak görülmemeli, değerli bir avı yakalamak için ağınız olmalıdır. Eğer web siteniz optimize edilmemişse ve düzgün bir şekilde çalışmıyorsa, müşteriniz istediğinizi yapamaz ya da hedeflediğiniz eylemi yerine getiremez.

Dönüşüm oranı, istenen amaca uygun davranan müşterilerin, web sitenizin aldığı trafiğe bölünmesidir. Bu amaç bir ürünü satın almak, hizmet talep etmek, veri toplamak ya da belirleyeceğiniz herhangi bir şey olabilir.

Hedeflerinizi gerçekleştirme oranınızın artması için A/B testi yapmak istiyorsanız, ilk önce önemli hizmetlerinize ve satış sayfalarınıza bakmalısınız. Bu sayfalar dönüşümlerinizi yönetir ve olması gerektiği gibi çalışmaları kritik önem taşır.

Eğer web siteniz yüksek trafik alıyor ve dönüşüm oranlarınızda düzenli olarak bir düşüş yaşanıyorsa, web sitenizdeki sayfalar üzerinde bir test yapmanız şart demektir. Kusursuz bir satın alma süreci oluşturmak için, öncelikle anahtar eylem çağrılarınızın (calls to action) görünür veya bariz olması ve fazla görsel, yazı ya da bariyerlerin kaldırılması gerekir.

Yalnızca bir görseli kaldırmak bile dönüşüm oranlarını arttırmada oldukça etkilidir. Örneğin, iCouponblog tam olarak geliştirilememiş bir teminat işlemi görselini tek sayfalık ziyaret oranını yükselten ödeme sayfalarından kaldırdı. Bu eylem %400 gibi çok büyük bir dönüşüm oranıyla sonuçlandı.

Ayrıca sosyal medya paylaşım butonları, kilit sayfa bağlantıları ve indirme butonları gibi diğer eylem çağrılarını da geliştirip geliştiremediğinizi görebilirsiniz. “Eylem” sürecini kolaylaştırmak, bunun gibi bütün satış döngüsüne dahil olan ve gelecekte satışla sonuçlanabilecek etkileşimleri test eden mantıklı bir alan.

Mesela, potansiyel müşterilerinizin ürününüzle ilgili teknik bilgiler içeren PDF dosyasını indirebilmeleri için bir butonunuz var. Bu butonun dönüşüm oranlarına baktınız ve sayfanın trafiğinin düşük olduğunu ve  dosyayı indirmediklerini gördünüz. Butonun tasarımını değiştirerek ya da daha rahat görülebileceği bir yerde konumlandırarak dönüşüm oranlarını yükseltebilirsiniz.

Sonuç olarak, güncellenmiş sayfayı bir süre dönüşüm oranını olumlu etkileyip etkilemediğini görmek için kullanabilirsiniz.

2. Siteden çıkma oranları aydan aya arttığında

Siteden çıkma oranı (bounce rate), web sitenizi yalnızca bir sayfa görüntüleyip terk eden ziyaretçilerin yüzdesini tanımlamak için kullanılır. Bir siteden başkasına sekmek, siteden çıkmak için çeşitli sebepler var. İbre her zaman en kötüyü göstermiyor ancak bazen ziyaretçiler web sitenizde aradıklarını bulamadıkları için ya da servisinizi açık bir şekilde sunamadığınızda aradıklarını nerede bulacaklarını bilemiyorlar. Bunlar bir ziyaretçinin web sitenizden uzaklaşması ve büyük ihtimalle bir daha geri dönmemesi için yaygın nedenler.

Bunun şu anda karşılaştığınız bir sorun olup olmadığını belirlemek için web sitenizi analiz etmeniz şart. Ortalama kullanıcı yolculuğunun ne olduğunu belirlemeli ve beklenen kullanıcı yolculuğuyla karşılaştırmalısınız. Bunun yanında bir de web sitesinde geçirilen ortalama süreyi kontrol etmeniz ve müşteri yolculuğunu tamamlamış bir müşteriyle karşılaştırmanız gerekir.

Son olarak, hemen çıkma oranının ne zaman artmaya başladığını ve bunun herhangi bir değişiklik veya site güncellemesi ile aynı zamana denk gelip gelmediğini kontrol etmeniz gerecektir.
Eğer siteden çıkma oranları artıyorsa, bu genellikle içerik ve kullanılabilirlik ile alakalıdır. Potansiyel müşteri, web sitenizi kolayca bulmayı başardı ama sayfanıza ulaştığında istediğine ulaşamadı, böylece siteden uzaklaşır.

Verileri cihaz üzerinden bölmeyi düşünebilirsiniz; hemen çıkma oranları mobil cihazlarda daha yüksek görünüyorsa, A/B testi ile elde edilebilecek mobil cihazlar için daha iyi optimize edilmiş sayfalara yatırım yapmak isteyebilirsiniz.

3. İnsanlar siteniz üzerinden tekrar tekrar aynı soruları sorduğunda

Sayfanızı ziyaret eden birden fazla insan aynı soruyu soruyorsa, bu web sitenizde yeterince açık olmayan şeylerin bulunduğunu gösterir.

Çözümü daha zor ve uğraştırıcı olan sorunların, çok sayıda müşteriye sormadan düzeltilmesinin bazen daha yorucu olduğu düşünülebilir. Bu nedenle, web sitenize kolayca eklenebilen çağrı takip yazılımı (call tracking software) adı verilen bir sistem bulunmakta. Amaç, çağrı takip yazılımının web sitenize gelen her benzersiz ziyaretçi için ayrı bir telefon numarası sağlaması ve kullanıcı yolculuklarının takip edilmesidir.

Yazılım size ziyaretçilerin hangi kanaldan geldikleri, ziyaret ettikleri sayfalar ve en önemlisi sizi hangi sayfadan aradıkları gibi verileri gösterir. Bu kullanıcıların hangi noktada sorun yaşadıklarını keşfetmek açısından çok önemlidir.

Bu işlevin yanı sıra tüm müşteri yazışmalarını kullanıcı yolculuğuna uygun olarak tutar ve müşteri sorgularına telefonda cevap veren kişilerin, bunları başarılı bir şekilde çözüp çözemediğini kolayca görmenizi sağlar. Ayrıca, daha sonra analiz etmeniz için çağrıları kaydeder.
Web sitenizin karşılaştığı sorunların farkında olduğunuzda, sorunlu bir açılış sayfasının en iyi iki iyileştirilmiş sürümünde bir A/B testi gerçekleştirebilir ve hangisinin sorunların çözümüne en uygun olduğuna karar verebilirsiniz.

4. Kategori sayfalarına düşük trafik geldiğinde

Kategori sayfalarında düşük trafik, iyi optimize edilememiş kullanıcı yolculuğunun bir işareti olabilir. Bunun sebebi, çoğunlukla navigasyonun zor olması ya da ziyaretçileri istenen açılış sayfalarına göndermek için mantıklı bir yapı sunulmamasıdır. Bu da göz atma fırsatınız olmadan ziyaretlerinizi kaybetmenize yol açar.

Çözüm için, bir değişkeni test etmeyi düşünebilirsiniz. Hiyerarşide daha aşağıya inen sayfalara basit bir gezinti uygulamayı deneyin veya menü öğelerini potansiyel olarak yeniden adlandırın. Bu test, en azından kullanıcı davranışı ve sitenizdeki yolculukları hakkında geniş bilgi toplamak için birkaç hafta süreyle çalıştırılsın.

İçerik de dikkat edilmesi gereken noktalardan biridir. Kategori sayfalarına giden içerik, potansiyel müşteriyle alakalı ve yararlı olmazsa, bu sayfalara tıklama yapmazlar.

Google Analytics Davranış Akışı raporu, kullanıcıların bir sayfadan diğerine geçtiği yolu ve kullanıcı yolculuğunda ziyaretçilerin hangi noktalarda siteden çıktığının yüzdesini gösterir. Sitede büyük bir düşme oranı görmeniz normaldir, çünkü toplanan herkes anında satın alım yapmaz.  SERP (arama motoru sonuçları sayfası) listesinde ve sayfadaki içerikte söylenenler arasında bir kopukluk olabilir veya içerik sizden satın almayı kolaylaştıracak kadar güçlü olmayabilir.

Karar vermek

A / B testi sırasında istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç bulmak zor olabilir. Sonuç gerçekten inandırıcı olmadıkça herhangi bir değişiklik yapmamak iyi bir fikirdir.

Örneğin, mevcut dönüşüm oranınız % 5 civarındaysa ancak sektör ortalamasının % 10 olduğunu biliyorsanız, yalnızca nihai hedef sizi % 10’a ulaştırıyorsa değişiklik yapmalısınız. Bu, % 90’lık bir önem düzeyinde çalışmak demektir.

Yeni optimize edilmiş bir sayfayı test ettiğiniz dönemde dönüşümler yalnızca % 6-7’ye kadar yükseliyorsa, bu iyi optimizasyon yapamadığınızı gösterir ve dönüşüm oranları da önceki rakamın altına inebilir. Bu durumda yapmanız gereken en az % 9.5’lik bir iyileşme hedeflemektir.

Kaynak: https://mobilemarketingwatch.com/4-warning-signs-need-carry-ab-testing-71052/

 

Mobil Sosyal Medya

Sosyal medya kullanıcılarının sayısı giderek etkileyici bir hal alıyor. Ancak 2017’de sosyal medyada asıl göze çarpan hikaye, We Are Social’ın son üç yıldır her yıl sunduğu raporlarda olduğu gibi mobil sosyal medya.

Yapılan son araştırmalara göre, mobil sosyal medya kullanımının giderek hızlanan büyümesinde herhangi bir yavaşlama belirtisi görülmüyor.

En yeni veriler, dünya nüfusunun üçte birinden fazlasının, her ay mobil cihazlarla sosyal medya hizmetlerine eriştiğini ve bu rakamın yalnızca geçen yıl 581 milyon arttığını gösteriyor.

 

Bu artışa geniş açıdan bakabileceğiniz bir örnek: Mobil sosyal medya, son 12 ayda her saniye 18’den fazla yeni kullanıcı edinme hızıyla, dünyanın dört bir yanındaki nüfusun yaklaşık olarak % 8’i tarafından kullanılmaya başlandı.

Bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Bu cümleyi okurken harcadığınız sürede, 100’den fazla yeni kullanıcının mobil sosyal medyayı kullanmaya başladığını bilmelisiniz. Tüm bu etkileyici sayılara rağmen, toplam mobil sosyal medya kullanıcı sayısının daha da yüksek olabileceği düşünülüyor.

Dünyanın en iyi mobil mesajlaşma platformlarının çoğu, kullanıcı numaralarını ülkeye göre ayırmıyorlar. Bu nedenle, en yeni resmi en ayrıntılı şekilde bilmek zor. Ancak gördüğümüz veriler, mesajlaşma platformlarının dünyanın çeşitli ülkelerinde en aktif sosyal platformlar olabileceğini gösteriyor. Bunun da küresel sosyal kullanıcı sayısını daha da artırabileceğini söyleyebiliriz.

APAC şu anda dünya internet kullanıcılarının yarıdan fazlası, dünyanın sosyal medya kullanıcılarının % 54’ü ve tüm mobil sosyal medya kullanıcılarının % 56’sına ev sahipliği yapıyor.

Kullanıcı sayısının değişim hızını gösteren en ilginç hikayeye değinelim. Asya-Pasifik, global internet kullanıcılarındaki toplam büyümenin % 70’ini, sosyal medya kullanıcılarındaki büyümenin % 62’sini ve mobil sosyal medya kullanıcılarındaki büyümenin % 64’ünü oluşturuyor.

APAC’deki değişim hızı da yavaşlama belirtisi göstermiyor. 2017’nin Uzak Doğu’da, özellikle Güneydoğu Asya’da büyümek için bir başka tampon yılı olacağını söylebiliriz.

Bununla birlikte, dünyadaki en hızlı büyüyen 10 internet popülasyonunun 7’si Afrika’da. Ancak şu andaki büyüme eğilimleri, kıtada internet penetrasyon seviyeleri % 50’yi geçmeden önce 2020’li yıllara gireceğimizi gösteriyor. Daha cesaretlendirici bir not ekleyelim. Afrika’daki mobil sosyal medya kullanımı 2016’da neredeyse % 50 arttı, bölgedeki % 12’lik nüfusa rağmen, hala büyümek için daha fazla alan olduğu söylenebilir.

Avrupa’daki sosyal medya kullanımı, kıtada 400 milyon toplam kullanıcıyı geçmek için % 5 artarken, mobil sosyal medya, 2016’ya kıyasla% 11 arttı. Bölgedeki 340 milyon kişi, her ay mobil cihazlarla sosyal medya kullanıyor.

Coğrafyaya göre dağılım söz konusu olduğunda…

Orta ve Güney Asya ile Afrika’nın diğerlerine göre düşük düzeyde mobil sosyal medya kullanımını sürdürmeye devam etmesiyle, penetrasyon modelleri genel olarak sosyal medyayla aynı hikayeyi takip ediyor.

mobil sosyal medya

Bununla birlikte, ülkelerin bireysel hikayeleri Doğu Asya ülkelerindeki mobil mesajlaşma platformlarının önemini vurgulayan bazı ilginç nüansları ortaya koyuyor. Özellikle, Güney Kore’nin nüfusunun % 83’ü artık her ay KakaoTalk kullanmaktadır. – Penetrasyon oranı, yalnızca Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde mobil Facebook kullanımı ile aşıldı.

mobil sosyal medya

Toplamda 10 ülkede mobil sosyal medya penetrasyon oranları % 70’in üzerinde. Ancak çoğunluğu Afrika’da olan 43 ülkenin penetrasyon oranı % 10’dan az.

mobil sosyal medya

Sonuç olarak…

Sosyal medya kullanımının toplamı, son 12 ayda % 47 oranında inanılmaz bir artış gösterdi. Mobil sosyal medya % 44 arttı. Her iki temel sosyal gösterge için penetrasyon oranı % 40’ın altında kalıyor. Bu nedenle 2018’de daha etkileyici bir büyüme için yeterli alan olduğu söylenebilir.

Mobil Uygulama Etkileşimlerini Artırmanın 3 Yolu

Kaon Interactive Başkan Yardımcısı Dana Drissel’in katkıda bulunduğu bir yazıyı sizlerle paylaşıyoruz.  B2B satış ve pazarlama uygulamaları, son birkaç yıl boyunca çarpıcı bir biçimde arttı. Araştırmalara göre dünyadaki akıllı telefon sahibi  beş kişiden biri ve tablet sahibi 17 kişiden biri şuan da bu uygulamaları kullanıyor (Kaynak: BI Intelligence).  ABD’deki işletmeler ”mobil uygulama etkileşimleri nasıl artar” sorusunun peşinde ve aylık yaklaşık 224 milyon  aktif mobil uygulama kullanıcısını etkilemeye çalışıyorlar. Mobil pazarlamanın 2018 için en önemli öğe ve önceliğe dönüşmesi de şaşılacak bir şey değil!

Şirketler bu uygulamaları olabildiğince hızlı geliştirirken, ayrıca kullanımdaki hızlı düşüşün de farkındalar. Appsflyer, ilk kurulumdan sadece 24 saat sonra uygulama etkileşiminin önemli ölçüde azaldığını ve 30. günde, Android kullanıcılarının yalnızca % 3,3’ü ve iOS’ların % 3,2’si hala uygulamayla etkileşim halinde oldugunu bildiriyor.

Uygulama silme ve kullanım eksikliği ile mücadele etmek isteyen birçok pazarlamacı var. Bu pazarlamacılar, uygulamanın tüketici için ne kadar değerli olduğunu göstermek adına, uygulama saklama (app retention) süresini metrikler kullanarak ölçmeye yöneliyorlar. Eğer uygulamanın amacı hem satın alma öncesi hem de satın alım sonrası müşterilerle güvenilir ilişkiler kurmak ise, pazarlamacılar tüketicinin tüm yolculuğu boyunca markalarıyla alakalı ve ilgi çekici içerik üretmek üzerinde ciddi şekilde kafa yormalıdır. İçeriği ilgi çekici hale getirmek, kullanıcı etkileşimini zenginleştirir ve pazarlamacıların mücadeleleri sonucu başarıya ulaşmalarını sağlayabilir.

 

mobil uygulama etkileşimleri

 

Pazarlamacıların mobil uygulama yol haritasını geliştirirken düşünmeleri gereken üç şeyi sizlerle paylaşalım:

     1.Uygulama geliştirme süreci asla bitmez.

Pazarlamacılar bir uygulama geliştirdiklerinde ve piyasaya sürüldüğünde, bunun bir ”bitiş tarihi” yoktur.  Yani süreç henüz tamamlanmamıştır.

”Eski” günlerde, pazarlamacılar bir broşür hazırlardı ve bu broşür yazıcılardan çıkarttırıldığı zaman proje tamamlanmış olurdu.

 

Bugün ise, uygulamalar daima gelişim gösteriyor. Bir uygulama piyasaya sürüldüğünde artık ”sessiz” bir yapıya sahip olmuyorlar. Daha ziyade, iyileştirmeler yapılması ve uzun süreli ayakta durmasını gerektiren bir gelişim sürecine sahipler.  Bu, tabi ki bir avantaj! Çünkü dijital varlıklar üzerinde değişim yapılması ve yeniden kullanılması daha kolay. Bu sebeple de alaka düzeyleri ve uygulanabilirlikleri çok uzun bir ”saklama ömrü (shelf life)” geçirmelerini sağlıyor.

Ek olarak da; 30’uncu güne kadar neredeyse müşterilerin tamamının etkileşimini kaybedecek noktaya gelmek istemiyorsanız, sadece ”bir kere” etkileşimi artmış bir uygulama(one-and-done) için hiçbir zaman bütçe ayırmamalısınız.

 

2.Uygulamalar, en iyi sistem veya platform olarak çalışır.  

Analog dünyada, birçok bireysel etkinlik, kampanya, teslime hazır ürünler bağımsız olarak geliştirilebilir ve dağıtılabilir.

Mobil dünyada ise, tüm kanalların akıcılığını kullanıcılar yönlendirir (e-postalardan web sitelerine, sosyal medyadan farklı uygulamalara vb.)

Mobil, tutarlı tasarım unsurlarına, kullanıcı arabirimi araçlarına, navigasyona ve ilgili içerik bağlantılarına sahip olması gereken bir platform olduğu için, ondan yararlanmanın en etkili yolu, dijital ekosistemi bir bütün halinde düşünmektir. Uygulamalar müşterilerin, muhtemel alıcıların, çalışanların ve ortakların; ileti, çözüm ve ağın her alanını kesintisiz bir şekilde dolaşmasına izin vermelidir.

 

3.Uygulamalar, tamamen etkileşim içinde olmalıdır.  

Bir uygulamanın en önemli yararı, yalnızca içerik sunan bir araçtan daha iyi bir seviyede interaktif kullanıcı deneyimi sağlamasıdır. Uygulama, zengin düzeyde kullanıcı katılımını sağlayarak kitleyle tamamen farklı (ve daha iyi) bir ilişki kurar, çünkü kullanıcıların aktif olarak katıldığı bir süreç içerir. – ve aktif katılımın daha iyi anlama, bilgi muhafazası ve olumlu duygusal tepki sağladığı iyi bilinmektedir.

Etkileşim(engagement) – ve daha da önemlisi yeniden etkileşim(re-engagement) – uygulama pazarlamacıları için kritik önem taşır. Uygulamanızı geliştirirken 1.) gelişen içerik 2.) her yerde erişilebilir ve 3.) dinamik etkileşimli deneyim maddelerinin her birini yaratmayı başarabilirseniz, tekrarlanan ziyaretleri ve uzun vadeli katılımı yönlendiren, hedeflenmiş bilgi alışverişi yapmanız gerekir.

Unutmayın, en başarılı uygulamalar dönüşümlüdür. Çünkü bu uygulamalar, insanların şirketinizle olan yolculuklarında arzu ettikleri kesintisiz etkileşim platformlarını sağlarlar.

 

Mobil Cihazların Tüketici Beklentilerine Etkisi

Eğer yirmi yıl önce biri perakendecilere, internet trafik akışının yarısının mobil cihazlardan ve özel günlerdeki satışların %40’ının akıllı telefonlardan geleceğini söyleseydi, çok büyük ihtimalle ciddiye alınmazdı. Mobil cihazlar sayesinde gelişen bir marka-tüketici ilişkisi ise, hayal dahi edilemezdi. Ancak günümüzde mobil erişilebilirlik, tüketici davranışlarının kaderini belirliyor.

onlinealisveris_01

Tüketiciler günlük ihtiyaç ve aktivitelerini gerçekleştirmek için akıllı telefonlarına güveniyorlar. İş arkadaşlarıyla iletişim kuruyor, gün içinde attıkları adımları ve yedikleri gıdaların kalorisini sayıyor ve hatta basit bir parmak hareketiyle muhtemel ilişki adaylarını arasında seçim yapıyorlar. Kısacası 2017’de hayat mobil teknolojinin yörüngesinde hareket ediyor ve kitlelerin mobile olan bağlılığı teknolojik gelişmelere bir diğeri eklendikçe daha da artacak. Örneğin sanal gerçekliği ele alalım, ilk çıktığı dönemdeki kısıtlı kullanma alanını düşündüğünüzde şu an günlük yaşamımızdaki pek çok an ve aktiviteye entegre edilebilecek kadar geliştiğini fark edebilirsiniz.

 

Teknolojik gelişme ve güncellemeler markaların tüketicilerle temas noktalarını arttırmak gibi muazzam fırsatlar sunsa da, aynı zamanda kendi içinde birtakım zorlukları da beraberinde getiriyor. Markanızın karşılaşabileceği güçlüklere dair bir fikir edinmek isterseniz, okumaya devam etmenizin tam sırası.

 

Aciliyet

Markaların, tüketici ve hedef kitlelerine ulaşmak için hiç olmadığı kadar fırsata sahip. Ancak tüketici de hiç olmadığı kadar ulaşılması zor bir noktada. Tüm tüketicilerin %55’i, bir web sitesine giriş yaptığında siteyi terk etmeden önce 15 saniye ya da daha az bir zaman harcıyor. Bu şu anlama geliyor: müşteri için bir web sitesinin ana sayfasını test etmek için yalnızca 15 saniye yeterli. Özellikle mobil kullanıcılar içerikte beklediğini hemen bulamazsa, sitenin içinde bir gezintiye çıkmaktansa siteden çıkmayı tercih ediyor.

Wex_Corporate_SocialMediaPayments_600x315

Akıllı telefonlar “an devri”ni yarattı. Her şey saniyeler değil, mikro-saniyeler üzerine dahi kurulabiliyor. Her türlü bilgi parmaklarımızın ucunda. Birkaç saniye içinde aracımızdan gideceğimiz yerin rotasını belirleyebiliyor, mobil ödeme yapabiliyor, fotoğraf paylaşabiliyor ya da yeni bir ürün hakkında fikir sahibi olabiliyoruz. Mobil cihazların etki alanı genişledikçe, tüketicilerin beklentileri yükseldi. Eğer tüketici ve kullanıcılar; bir markanın ihtiyaç ya da beklentilerini tam olarak karşılayamadığını düşünüyorsa, o markanın varlığı tehdit altına dahi girebiliyor.

 

Mobil olarak optimize edilmiş bir web sitesinin korunmasının yanı sıra, markaların yeni aciliyet standartlarını desteklemek için müşteri hizmetlerini tekrar gözden geçirmeleri gerekiyor. Müşteriler günümüzde bir markanın web sitesinde gömülü bir iletişim sayfası bulmak, uzun bir form doldurmak ve yanıt için 1-2 gün beklemek istememelerinin aksine kişiselleştirilmiş sorular cevapladıklarında derhal yanıt bekliyorlar. Neyse ki, markalar bu talepleri karşılamada onlara yardımcı olacak sosyal medya platformlarına sahip. Birçok şirket, yaklaşımlarını müşteri hizmetlerine dönüştürürken sosyal ağı ilk olarak tercih ediyorlar. Müşterilerin, tweet atabileceği, yorum yapabileceği veya DM gönderebileceği sorular olduğunda; markaların cevapları zamanında teslim etmesi çok önemli. Çünkü müşterilerin % 84’ü sosyal medya ağı üzerinde bir soru sormaları üzerine 24 saat içinde bir yanıt bekliyor.

Fluent-Mobile-Shopping

Uygunluk

Günümüz tüketicileri, mobil ekranlarında her gün beş saat harcıyorlar. Tüketiciler, tempoyu düşürmeden aygıtlar, uygulamalar ve web siteleri arasında kesintisiz bir şekilde geçiş yapıyor. SERP’teki reklamlardan markaların organik Facebook postlarına ve sponsorlu Instagram fotoğraflarına kadar tüketiciler markalardan kaçamıyor. Sonuç olarak, gün boyu reklamlara maruz bırakılıyorlar ve alakasız buldukları içeriği yok saymaya alışmış durumdalar.

 

Markalar, tüm dijital gürültüyü gerçekten kesip bireysel tüketicilerle bağlantı kurmaları için ürün satmaktan çok, aynı zamanda izleyicinin yaşamına değer katan içerik deneyimleri sunmak zorundalar. Aslında, izleyiciler marka tarafından üretilen içeriğin %60’ını reklam kirliliği olarak görür. İçerik türünün kitlelerle alakalı olması, kitleyi başarılı bir şekilde eğitmesi veya eğlendirmesi gerekir. Topluluk hikayelerini paylaşmak, kitleye ulaşmak için iyi bir yoldur çünkü gerçek hayatta müşteriler markayı kişiselleştirmeye çalışır. Tüketiciler, markaların sözlerinden çok diğer tüketicilerin görüşlerine önem verirler. Markalar, bir ürünlerini kullanan insanları ve gerçek hikayeleri vurgulayabilirse, daha fazla müşteri elde edeceklerdir.

 

Teknoloji, marka ve tüketici arasındaki ilişkiyi değiştirdi. Mobil cihazlar ve sosyal platformlar, bir zamanlar var olan sınırları aştı. Günümüzde tüketicilerin her zaman şirketlere erişimi var. Bunun anlamı markaların da tüketiciyle bağlantı kurmak için daha fazla fırsatları olduğu anlamına gelse de, birçok açıdan bu artan erişilebilirlik markaların daha fazla çalışmasına ve iş gücü harcamaya mecbur olmasına sebep oluyor. Tüketiciler mobil cihazlarında daha fazla içeriğe maruz kalırsa beklentileri artmaya devam edecek. Markalar, e-posta başlıklarının ve sosyal medya fotoğraflarının temellerinin ötesinde düşünmek ve gerçek zamanlı olarak müşterilere bağlanan özgün deneyimler sunmak için odaklanmalı.

Kaynak: http://customerthink.com/how-mobile-devices-are-changing-customer-behaviors-and-expectations/

5 Altın Öneri ile Mobil Pazarlama Yönetimi

Mobil kullanıcıların sayısı son birkaç yıl içinde önemli ölçüde arttı ve her geçen gün artmaya devam ediyor. Dünya üzerinde yaklaşık 4.7 milyar mobil kullanıcı var ve Amerikalıların % 90’ından fazlası bir cep telefonuna sahip. Mobil dünyanın genelinde çok radikal değişimler yaşanmayabilir fakat mobil pazarlama için büyüme kaçınılmaz görünüyor.

Mobil pazarlamayı içeren bir satın alma modeli, şirketleri daha fazla tüketiciye ulaştırabilir. Mobil pazarlama sürecinizi başarıyla yönetmenize yardımcı olacak bazı öneriler:

Öneri 1: Sitenizi Mobil Dostu Hale Getirin

Forbes’a göre, beş tüketiciden dördü mobil cihazlarını internette gezinmek için kullanıyor. Bu, bir sitenin mobil cihaz dostu olmaması halinde, büyük bir kitleye erişemeyeceği anlamına geliyor. Mobil web siteleri, masaüstü sitelerinden daha iyi planlanmış olmalı.

Öneri 2: Pazarlama Mesajınızı Kısa Tutun

Sempatik ve kısa bir mesaj oluşturun. Kullanıcıların dikkatini çekin ve bir sonraki adıma geçmeden önce mesajınızı alın. Mobil kullanıcılar genellikle hareket halindeyken farklı mobil uygulamalardan ileri geri ilerlerken dikkatlerini çekecek ve kolayca okuyabilecekleri bir web sitesi ile yola çıkmak çok önemli.

Öneri 3: Yeni Teknolojide Günceli Yakalayın

Teknoloji pek çok yönden gelişme ve ilerleme kaydediyor. Bu gelişimle birlikte yeni eğilimler ortaya çıkacak. Yeni eğilimleri bilmek önemli. Böylece tüketicilerin zihinlerini okuyabilir ve beklentilerini daha iyi karşılayabilirsiniz. Tıpkı giyilebilir teknoloji eğiliminin, insanların mobil uygulamalarla görüntüleme veya etkileşim biçimini değiştirdiği gibi.

Öneri 4: Harekete Geçirici Bir Mesajınız Olsun

Bir harekete geçirici mesaj hazırlamak, kullanıcılarınızın ilgisini çeker ve müşterilerinizle aranızdaki etkileşimi arttırır. Harekete geçme çağrısı yapmak, tüketicilere bir şeyler yapma şansı verir. Geri bildirimi teşvik eder ve işinize daha fazla trafik çeker.

Öneri 5: Çok Kanallı Kampanyaları Kullanın

Mobil pazarlama için farklı kanallar mevcuttur. Şirketler; Twitter, Facebook, Instagram, e-posta ve blog  gibi kanallaran her birini farklı kampanyalar için kullanabilirler. Bu da demek oluyor ki, her platform, tüketicileri size yönlendirebilir.

Mobil pazarlama her zaman kolay değildir, ancak modern bir kitleyle bağlantı kurmak istiyorsanız aradığınız adrestir. Günümüz teknolojisinin erişilebilirliğiyle mobil pazarlamayı optimize etmek ve web sitenizin mobil uyumlu olmasını sağlamak; mobil kullanıcılarla olan etkileşiminizi artırıp, web sitenizden daha fazla müşteri ve satış elde etmenize yardımcı olacak.

Kaynak: http://www.seekadventureapp.com/blog/2017/8/11/5-tips-for-mobile-marketing